YUKARI

Röportajlar

Eklenme Tarihi: 15 Mayıs 2017

Türkiye'nin yıllık CO2 salımının azaltılmasına 13 milyon ton katkı sağlıyoruz

  • TSKB Genel Müdür Yardımcısı Çiğdem İçel, TSKB'nin sıfır karbon bankacılık uygulamalarıyla ilgili olarak Dünya gazetesi Yeşil Ekonomi ekine bilgi verdi.

    TSKB olarak çevreyi korumaya ve enerji verimliliğini sağlamaya yönelik yürüttüğünüz çalışmalardan çok kısa bir şekilde bahseder misiniz? Bu konuda devam eden veya yapacağınız projeleriniz ile ürün çalışmalarınız nelerdir?
     
    Kendini geleceğe hazırlamak isteyen her firma ve sektörün sürdürülebilir iş modellerine geçtiği günümüzde, bu modellerin uygulanması ciddi yatırımları da beraberinde getiriyor. Daha verimli üretim süreçleri ve daha düşük karbon emisyonu hedefi, her sektörde farklı bir ihtiyaç doğuruyor. Tüm bu yatırımların hayata geçmesi için gerekli desteği ise finans sektörü sağlıyor. Finans sektörü sürdürülebilirliği benimsedikçe, düşük karbonlu ekonomiye geçişte dönüştürücü bir güç haline geliyor.

    Bu kapsamda banka olarak biz de Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasında öncü banka olmak vizyonuyla faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Sürdürülebilirliği de hem destek verdiğimiz projelerin yarattığı etki hem de iç çevresel etkilerimizin kontrolü boyutlarıyla benimsiyoruz. 2000’li yılların başında ilk adımlarını attığımız sürdürülebilirlik yolculuğumuza devam ederken yenilenebilir enerji, kaynak verimliliği ve çevre yatırımlarının finansmanıyla iklim değişikliğiyle mücadeleye ve ülkemizin düşük karbonlu ekonomiye geçişine katkıda bulunuyoruz. 

    Kredi portföyümüzün yüzde 57’si sürdürülebilir yatırım projelerinden oluşuyor. 2002’den bu yana toplam yatırım tutarı 9 milyar ABD Doları’na ulaşan 211 yenilenebilir enerji projesi için toplam 3,4 milyar ABD Doları taahhütte bulunduk. Böylece Türkiye’nin toplam kurulu yenilenebilir enerji gücünün yüzde 15’ine kaynak sağlamış olduk. Son 7 yıldır enerji ve kaynak verimliliği alanlarındaki yatırımları da destekliyoruz. Bugüne kadar bu alanda 122 projeye 750 milyon ABD Doları seviyesinde finansman sağladık. Verimlilik projelerinde ağırlıklı olarak demir çelik, çimento, inşaat, otomotiv, kimya ve plastik sektörlerinin yer aldığını söyleyebiliriz. Bu projelerin finansmanıyla doğal kaynakların daha verimli kullanılması, daha az atık oluşturulması, atıkların tekrar kullanılabilmesi ve bu sayede daha az karbon salımı oluşturularak, maliyetlerin düşürülmesini hedefliyoruz.

    Finanse ettiğimiz 100’ü aşkın enerji verimliliği projesiyle tasarruf edilen enerji, 1,5 milyon kişilik bir kentin bir yıllık ısınmasına karşılık geliyor. Sürdürülebilirlik yatırımlarına verilen tüm desteği dikkate alırsak, ülkemizin yıllık karbondioksit salımının 13 milyon ton azalmasına katkı sağladığımızı söyleyebiliriz.
     
    TSKB çevreyi korumaya ve enerji verimliliğini sağlamaya yönelik yaptığınız çalışmalar ürün ise ürün ve ürünün özelliği hakkında, proje ise proje hakkında genel bilgi verir misiniz? Bu çalışmalarla (karbon emisyonu olabilir, enerji verimliliği olabilir vb...) hedeflerinizi somut verilerle anlatır mısınız? 
    Öncelikle TSKB’nin Türkiye’nin ilk karbon-nötr bankası olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Türk özel sektörünün düşük karbonlu ve daha verimli bir üretim düzeyine geçişi için finansal destek ve teknik danışmanlık sağlarken, global sürdürülebilirlik kriterlerini tüm bankacılık süreçlerimize ve içsel faaliyetlerimize entegre ediyoruz. Karbon-Nötr Bankacılık projemizle kendi çevresel etkilerimizden doğan etkileri azaltmayı, paydaşlarımızda ve toplumun farklı kesimlerinde karbon duyarlılığını artırmayı, finans sektörünün dönüştürücü gücüyle düşük karbonlu bir geleceğe giden yolda öncü olmayı hedefliyoruz.

    Bu proje ile yıllık karbon ayak izimizi tespit ediyor, azaltıcı aksiyonlar alıyor ve azaltamadığımız karbon miktarını yenilenebilir enerji üretimi yapan firmalardan satın aldığımız GOLD standart karbon kredileriyle sıfırlıyoruz.
    TSKB olarak 2005’te kurduğumuz çevre yönetim sistemiyle tüm içsel çevre etkilerini ölçmeye ve yönetmeye başladık. Bunun sonucunda her yıl yaptığımız düzenli iyileştirmelerle tükenebilir kaynakların kullanımını kontrol altına alarak, önemli tasarruflar sağladık ve karbon ayak izimizi sürekli azaltmayı başardık. 2007’de ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Belgesi alan ilk Türk bankası olurken, 2012’de ISO 14064-1 Sera Gazı Emisyon Standardını alarak emisyon hesaplamalarını doğrulatmaya başladık, böylelikle finans sektöründe bir ilke daha imza attık. Yukarıda bahsettiğim gibi 2008’den beri sıfır karbon bankacılık yapıyor ve karbon emisyonunun karşılığını yenilenebilir enerji üretimi yapan firmalardan satın aldığımız GOLD karbon kredileri ile sıfırlıyoruz. Ayrıca, tüm hizmet binalarımızda yüzde 100 temiz enerji kullanıyoruz.
     
    TSKB olarak Çevre Yönetim Sistemi faaliyetlerine başladığımız günden bu yana;
    Elektrik tüketimimizi yüzde 36,
    Doğalgaz tüketimimizi yüzde 45, 
    Kâğıt tüketimimizi yüzde 46, 
    Su tüketimimizi ise yüzde 49 azalttık.
     
    Sosyal sorumluluk projelerimizle iklim değişikliği, enerji ve karbon yönetimi başta olmak üzere dünyanın geleceği açısından risk oluşturan çevresel konularda iş dünyası ve üniversitelerde farkındalığı artırmak için çalışıyoruz. 
    2007’de yayın hayatına başlayan ve zengin içeriğiyle iş dünyasının sürdürülebilir çalışmalarına, enerji verimliliği, çevre dostu tasarımlar, alternatif enerji kaynakları, sürdürülebilir iş fikirleri gibi konulara yeren cevreciyiz.com, 2011 yılında hayata geçirdiğimiz tskbenerjiverimliligi.com ve geçtiğimiz yıl yayına aldığımız kaynakverimliligi.com Karbon-Nötr Bankacılık Projemizin dijital kısmını oluşturuyor. Bunun yanında 2012 yılında başlattığımız sürdürülebilirlik alanında ilk okuryazarlık programı niteliğinde olan Sürdürülebilirlik Atölyeleri’nde üniversite öğrencileriyle, akademisyenler ve özel sektör temsilcilerini buluşturuyor, geleceğin karar vericilerinin karbon duyarlılığını artırıyoruz.

    Çevresel etkilerimizin yönetiminde hedef koyma ve raporlamanın da büyük fark yarattığını düşünüyoruz. 2010’da finans sektörünün GRI onaylı ilk sürdürülebilirlik raporunu yayınladık. Sürdürülebilirlik raporlarımızda hem kaynak sağladığımız projeler aracılığıyla yarattığımız farka hem de iç çevresel etkilerimizi kontrol ederek sağladığımız tasarrufa yer veriyoruz. Bu yıl ise Türk finans sektöründe yeni bir ilke imza atarak Entegre Raporumuzu hayata geçirdik. Entegre Raporumuz için sürdürülebilirlik danışmanlığı alanında uzman iştirakimiz Escarus ve entegre raporlamanın Türkiye’deki en yetkin ismi Prof. Dr. Güler Aras ile çalıştık. Çalışmalarımıza iki yıl önce başladık. Öncelikle bu alandaki bilgi dağarcığımızı geliştirdik, iş modelimizi, değer yaratma modelimizi ve sermaye ögelerimizi değerlendirdik. Tüm bu süreç verimlilik ve kaynak kullanımında önemli iyileştirmeler sağladığımız bir süreç oldu. 
    Sürdürülebilirlik alanında 2016 yılında gerçekleştirdiğiniz çalışmaları anlatır mısınız? Bu konuda 2017 ve önümüzdeki dönem planlarınız nedir? 
     
    Geride bıraktığımız yıl bizi çok heyecanlandıran bir projeye imza atarak sadece ülkemizin ve CEEMEA (Orta ve Doğu Avrupa ile Ortadoğu ve Afrika) bölgesinin ilk Yeşil/Sürdürülebilir Tahvil ihracına imza attık. TSKB olarak uluslararası piyasalarda ihraç ettiğimiz tahvil, bilinen yeşil tahvil özelliklerine ek olarak, sürdürülebilir olma özelliğini de taşıyor. Türkiye’de ilk kez bankamız tarafından gerçekleştirilen Yeşil/Sürdürülebilir Tahvil ihracından sağlanan fonla, yeşil projelerin yanı sıra toplumsal faydaya dönük yatırımlara da destek vereceğiz. Biraz detaylandırırsak, yenilenebilir enerji, enerji ve kaynak verimliliği, karbon sıfır ulaştırma projeleri, sürdürülebilir atık ve su yönetimi yatırımları, elektrik dağıtım hatları, limanlar, sağlık ve eğitim gibi sosyal faydayı gözeten yatırımlar, Yeşil/Sürdürülebilir Tahvil ile temin edilen kaynaklardan faydalanabilecek.

    300 milyon dolarlık, 5 yıl vadeli Yeşil/Sürdürülebilir Tahvil (Green/Sustainable Bonds) ihracımız uluslararası piyasalarda 317 kurumsal yatırımcıdan yaklaşık 4 milyar dolar tutarında talep gördü. Böylece planlanan tutarın 13 katından fazla talep alarak büyük başarı kazandık. Son yıllarda Türkiye’de yapılan tahvil ihraçlarına baktığımızda oldukça kayda değer bir talep aldığımızı söyleyebiliriz. Yeşil/sürdürülebilir tahvil ihracımıza gelen bu talep yatırımcıların, sürdürülebilirlik yatırımlarına ne kadar önem verdiğini kanıtladı. Tahvil ihracımıza yeşil yatırımcıların da özel bir ilgisi oldu. Yeşil yatırımcılar, ihracımızdan yaklaşık %35 oranında pay aldı. Ülkeler bazında bakarsak, talebin %44’ü İngiltere’den, %39’u Kıta Avrupası’ndan, %9’u ABD off-shore fonlarından, %8’i ise Asya ve Ortadoğu’dan geldi. 

    Bu başarının farklı platformlarda ödüllendirilmesi de bizi ayrıca mutlu etti. Öncelikle Global Capital tarafından verilen Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi’nde “Yılın Yeşil/Sürdürülebilir Tahvil İhracı” ödülünü aldık. Bu yılın başında Thomson Reuters/ International Financing Review ‘Yılın Sürdürülebilir Tahvili Ödülü’ne layık görüldük. Geçtiğimiz ay ise Bonds&Loans ödülleri kapsamında “Yılın Yapılandırılmış Finansman İşlemi” ve “Yılın Uluslararası Tahvil İhracı” dallarında ödül kazandık.

    Sürdürülebilirliğin finansmanı, önümüzdeki yılın planlarında da önceliklerimiz arasında yer alıyor. Az önce belirttiğim gibi, toplam kredi portföyümüz içerisinde sürdürülebilirlik temalı yatırım kredilerimizin payı geçtiğimiz yılın sonunda yüzde 57’ye ulaştı. Böylelikle, 2016 yılsonu için hedeflediğimiz yüzde 55’lik oranı başarı ile gerçekleştirdik. Bu oranı yeni kullandırımlarımız ile yüzde 55’ler seviyesinde korumayı planlıyoruz.

    2017 yılında gündemimizdeki sektörler ve projeler şimdiye kadar sağladığımız ve yıl içerisinde sağlanacak kaynak temaları doğrultusunda; enerji ve kaynak verimliliği, başta güneş ve jeotermal olmak üzere yenilenebilir enerji, kadın istihdamı, iş sağlığı ve güvenliği, çevresel temalı projeler ve KOBİ’ler olacak. Kullandırmayı planladığımız yaklaşık 2 milyar ABD doları tutarında nakit kredi ile yüzde 10-13 oranında kurdan arındırılmış kredi büyümesi hedefliyoruz. 
    Yenilenebilir enerji yatırımları Türkiye’nin cari açığını azaltma çabası yönünde kritik önem taşımaya devam ediyor. Biz de bu doğrultuda geçtiğimiz yıl Avrupa Yatırım Bankası, KfW ve IBRD ile yenilenebilir enerji, çevre ve jeotermal enerji projeleri temalarında 385 milyon ABD doları tutarında kaynak anlaşmasına imza attık. Türkiye’nin öncelikli yatırım ihtiyaçları ve kaynak anlaşmalarımız çerçevesinde, 2017 yılında sosyal, ekonomik ve çevresel kriterlerimize uyan ve verimli bulduğumuz yenilenebilir enerji projelerini finanse etmeye devam edeceğiz. RES’ler ilgi odağımızda kalmayı sürdürüyor. Ayrıca, 2017’de yeni jeotermal ve güneş enerji projeleri yatırımlarını da finanse etmeyi sürdüreceğiz.
     
    Türkiye’nin enerji verimliliği konusundaki mevcut durumunu değerlendirir misiniz? Türkiye’de çevreyi korumaya ve enerji verimliliğini sağlamaya yönelik yapılan yatırımları yeterli buluyor musunuz? Bu konuda çalışmaların artması noktasında kamu ve özel sektöre düşen görevler ile bunlardan beklentilerinizi aktarır mısınız?
     
    Türkiye‘nin enerji yoğunluğunun dünya ortalamasına göre iyi durumda olsa da, OECD ülkeleri için yüksek olduğunu görüyoruz. Ayrıca ülkemiz, enerji üretmek için ihtiyaç duyduğu doğalgaz ve kömürün büyük çoğunluğunu yurt dışından ithal etmek durumunda. Bu nedenle enerji verimliliği konusunda yapılacak çalışmalar büyük önem taşıyor. Son dönemde özellikle sanayide ve konutlarda enerjinin verimli kullanılmasına yönelik ihtiyaç duyulan girişimler hayata geçiriliyor. Türk sanayicisinin rekabet gücünü korumak veya artırmak adına ilave kapasite yatırımlarının yanı sıra mevcut tesislerinde modernizasyon kapsamında enerji verimliliği yatırımları yaptığını gözlemliyoruz. Türkiye‘de özellikle 2000 yılından bu yana enerji verimliliği konularında önemli kararlar alınarak gerekli tedbirlerin yasal temelleri atılıyor. Bu düzenlemeler ile enerjinin üretim, iletim, dağıtım ve tüketim aşamalarında verimlilik esaslarıyla hareket edilmesi için önemli kararlar alınıyor. Endüstride, binalarda, iletim ve dağıtım şebekeleri ile ulaşımda enerji verimliliğinin artırılması yönünde temel kurallar ve politikalar belirleniyor. 

    Tüm bu çalışmaları ve Türkiye’de enerji verimliliği ve çevreyi koruma adına yapılan yatırımların gelişimini olumlu bulmakla birlikte bu konuda yüksek bir potansiyelin olduğunu da belirtmeliyiz. Bu potansiyelin değerlendirilmesinde kamu ve özel sektörün sinerjik işbirliğinin fark yaratacağına inanıyoruz. Enerjiyi verimli kullanma ve çevreyi korumaya yönelik yatırımların desteklenmesinde kamu tarafından yatırımcıya teşvik ve hibelerin genişletilmesi, özel sektörün daha hızlı aksiyonlar almasını sağlayacak. Enerji verimliliği konusunda yerli ekipman ve izolasyon malzemeleri üreticilerinin artması, son ve ara kullanıcılarda yerli ekipman kullanımının teşvik edilmesi, hem ülke endüstrisinin gelişmesini hem de üretilen üründe katma değerin artırılmasını sağlayabilir.  Özellikle konut sektöründe yeşil bina uygulamalarının yaygınlaştırmasına yönelik destekler de bu alanda fark yaratabilir.

    Finansal kuruluşların tüm bu çalışmalara katkısının ise, enerji verimliliği temalı kaynakların çeşitlendirilmesi ve yatırımcıya uygun maliyetlerde sunulması olarak öne çıktığını söyleyebiliriz.