YUKARI

Röportajlar

Eklenme Tarihi: 26 Mayıs 2015

Yılmaz Argüden'le iş dünyasını sürdürülebilirlik kriterleriyle buluşturmayı konuştuk

  • Dünyada sürdürülebilirlik gündemi sürekli değişirken, iş dünyasının bu gündemdeki önemi her geçen gün artıyor. "Sürekli rekabet içindeki iş dünyasında ortak bir kalkınma kültürü oluşturmak üzere evrensel ilkeler öneren yenilikçi bir kurumsal sorumluluk yaklaşımı" olarak tarif edilen Global Compact (BM Küresel İlkeler Sözleşmesi), daha sürdürülebilir bir iş dünyası için geniş kabul gören bir kriter haline geliyor.

    Bu çerçevede "sorumlu kurumsal vatandaşlık ve sürdürülebilir kurumlar" kavramını yaygınlaştırmaya çalışan Global Compact Türkiye, özel sektör ve diğer paydaşlarla işbirlikleri yaparak sürdürülebilir ve kapsayıcı bir küresel ekonominin oluşturulması konusunda önemli çalışmalara imza atıyor. Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı, Global Compact Ulusal Ağlar Danışma Kurulu Başkanı, UN Global Compact Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Yılmaz ARGÜDEN, sorularımızı cevapladı, sürdürülebilir bir ekonomik modelin kurulması için işbirliklerinin faydalarını anlattı. 

    Argüden, 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi çerçevesinde iyi yönetişim, kadının güçlenmesi, kaliteli eğitimle gençliğin istihdamının artırılması ve KOBİ’lerin kalkınma gündemine dahil edilmesi konularının Türkiye için öne çıktığını belirtiyor.

    Bildiğimiz kadarıyla UN Global Compact’in dört ana başlıkta on ilkesi var. Bu ilkeler neye göre belirlendi? Türkiye’de bu başlık veya ilkelerden özellikle öne çıkanlar var mı?
    
UN Global Compact’in on ilkesi, anılan dört ana başlıkta evrensel olarak kabul görmüş dört bildirgeden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Bu bildirgeler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Çalışma Yaşamında Temel İlke ve Haklar Bildirgesi, Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi ve BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesidir. 2000 yılında başlatılan girişim başta 9 ilkeden oluşmakta idi, ancak 2004 yılında Yolsuzlukla Mücadeleyi kapsayan 10. ilkenin eklenmesiyle bugünkü haline kavuştu.

    Türkiye’de başlıkların hepsinin önemle anıldığını görmekten memnuniyet duyuyorum. Global Compact Türkiye bugün dünyanın önde gelen Ulusal Ağlarından biri konumunda ve bunda Türkiye’den gelen başarılı vakaların ve kapsamlı çalışmaların büyük rolü var. Bildiğiniz gibi Binyıl Kalkınma Hedefleri 2015 yılında miladını dolduruyor. Birleşmiş Milletler, 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı ve kapsamlı bir istişare süreci başlattı. Global Compact Türkiye bu istişarelerde yer almak üzere seçilen dünya çapında beş ulusal ağdan biri. 2015 Sonrası Kalkınma Gündemi çerçevesinde Türkiye’nin önceliklerini tüm paydaşlarımızla belirledik ve iyi yönetişim, kadının güçlenmesi, kaliteli eğitimle gençliğin istihdamının artırılması ve KOBİ’lerin kalkınma gündemine dahil edilmesi konularının Türkiye için öne çıktığını gördük. Bu başlıkların hepsinin Global Compact’in on ilkesinde bir karşılığı var.


    Rakamlara bakınca Global Compact’in oldukça hızlı yayıldığını görüyoruz. Bu başarının sebebi nedir? Sistem nasıl bu kadar iyi işliyor?
    
Sistemin iyi işlemesinin temelinde ilkelerin evrensel olarak geçerliliği ve bunun başarılı oluşturulan bir strateji ile yaygınlaştırılması yatıyor. Bildiğiniz gibi UN Global Compact’in kurulurken temel amacı öncelikle evrensel ilkelere yönelik iş dünyasını harekete geçirmek ve imzacıların BM’nin başta Binyıl Kalkınma Hedefleri olmak üzere diğer kalkınma çalışmalarına destek vermeleri olarak belirlenmişti. İlkelere baktığımızda hiçbir ilkenin evrensel olarak önemine ve geçerliliğine itiraz edilemeyeceğini görüyoruz. Dünyanın sürdürülebilirlik ajandası son 15 yıl içinde oldukça yol kat etti. Bunu Binyıl Kalkınma Hedeflerinden, Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine doğru geçtiğimiz bu dönemde daha da yakından takip ettik. Ancak bu gelişmelere rağmen UN Global Compact İlkeleri geçerliliğini koruyor. 



    Öte yandan en erdemli girişimin bile yaygınlaşması için iyi bir stratejiye ihtiyacı var. Global Compact’in stratejisi aslında çok basit ve bu nedenle dahice…  Bu stratejinin üç önemli ayağı var. Öncelikle UN Global Compact’e başvuruda sunulan ve her raporlamada tekrarlanan bağlılık taahhüdünün kurumların en üst düzey yetkililerinin imzasıyla geliyor olması önemli. Bu sayede CEO’ların düzenli olarak raporlama süreçlerini izlemesini ve altına imza atmasını sağlayarak, kurumlar adına mümkün olan en yüksek seviyede uyum sağlanmasını sağlıyorsunuz. İkincisi bu girişimin tamamen gönüllülük esasına dayanması… Sizden tek beklenen her sene ilkelerle yönelik taahhüttü yenilemeniz ve ilkelere ilişkin uygulamalarınızı ve bir sonraki yıl için hedeflerinizi raporlamanız. İşin belki de püf noktası burada. Bir başka deyişle sistem, değişimi içeriden başlatıyor, yayınladığınız raporlar ile sektör içindeki yerinizi görebiliyor, kendi kendinizi denetleyebiliyorsunuz. Dolayısıyla iş dünyasının rekabetçiliğinden güç alarak şirketlerin çalışmalarını her sene daha ileriye taşımalarını ve sektördeki diğer şirketlerin de katılmasını sağlıyorsunuz.  

Bizler ise Global Compact Türkiye olarak geliştirdiğimiz ve diğer Ulusal Ağlara örnek olarak seçilmiş olan Sektörel Yayılım Modeli sayesinde sektörler üzerinden UN Global Compact’i yaygınlaştırıyoruz. Bu sayede sektörler içerisinde tatlı bir rekabet başlatıyor ve bir defada birçok sayıda imzacıya ulaşabiliyoruz. Sektördeki şirketlerin bu yolculuğa birlikte başlamalarının şirketler için de yararlı olduğuna inanıyoruz. Zira ortaklaşa hareket ediyor, problemlerine beraberce çözüm arayabiliyorlar.

    Global Compact’in Türkiye ayağında hangi sektörler öne çıkıyor? Bu sektörler neden  seçildi?
    
Sektörel Yayılım Modeli’ni uygulamak için seçilen ilk üç sektör İlaç Sanayi, Otomotiv ve Turizm sektörleri idi. Bu seçimler yapılırken sektörlerin Türkiye ekonomisi için önemi gözetildi. Ancak sektörleri kazanmak kadar sektörlerin başarılı çalışmalarını sürdürmelerinin de önemine inanıyoruz. Bu sektörlerden İlaç sektörü ile bir yuvarlak masa toplantısını gerçekleştirerek imzaları üzerinden geçen zaman içerisinde deneyimlerini dinledik. Sırayla diğer sektörleri aynı şekilde dinleyecek, yakın zamanda da yeni bir sektör olarak inşaat malzemeleri sektöründe bir çalışma yapacağız. Bu sektörü seçmemizde öneminin yanı sıra, sektörün öncü derneği İMSAD’ın GRI'ın (Küresel Raporlama Girişimi) en güncel rehberi olan G4 rehberiyle hazırladığı İnşaat Malzemeleri Sanayi Sürdürülebilirlik Raporunun da büyük payı var. Yine gözlemleyeceğiniz üzere sektörde bir girişim olduğu zaman UNGC yolculuğuna davette bulunmak ve bütün sektörü harekete geçirmek son derece elverişli oluyor.  


    Global Compact Türkiye’nin çalışma gruplarından çıkan projeler var mı?
    
Öncelikle şunu belirtmek isterim, Türkiye’de sürdürülebilirlik alanında birçok kurum çok değerli çalışmalar yapıyor, projeler yürütüyor. Bizim amacımız onlarla işbirliği içinde emeklerimizi ve kaynaklarımızı doğru yönetip, etki alanımızı genişletmek. Bu nedenle paydaşlarımızla çok yakın ilişki içindeyiz ve birbirimizi projelerimiz ile nasıl tamamlayabiliriz diye düşünüyoruz. Doğal paydaşlarımızla çarpan etkisi yaratma yaklaşımını geliştirdik. Tüm çalışmalarımızı da bunun üzerine kurguladık. Hiçbirimizin aynı işi iki kere yapma gibi bir lüksü yok, bizler beraber çalıştıkça değer üreten topluluklarız. 

    Bu çerçeveden baktığımızda, Çalışma Gruplarımızdan öne çıkan projeler var. Öncelikle Sürdürülebilir Bankacılık ve Finans Çalışma Grubu’ndan bahsetmek isterim. Bankacılık Sektöründe Türkiye Bankalar Birliği’nin kapsamlı bir sürdürülebilirlik çalışması mevcut. Dolayısıyla biz bu Çalışma Grubu’nda TBB’nin çalışmalarını yinelemek istemedik. Ancak UN Global Compact’in Sorumluluk Sahibi Yatırım İlkeleri (Principles of Responsible Investment) başta olmak üzere bu alanda çok yararlı olduğunu düşündüğümüz çalışmaları ve kaynakları var. Biz Çalışma Grubumuzun bu alandaki en son gelişmelerin tartışılacağı bir platform olmasını hedefledik ve Çalışma Grubu üyelerinin hem birbirleriyle hem de uluslararası seviyede kıyaslama ve ölçüm yapabilecekleri bir çalışma ortamı sunuyoruz.  Örneğin, geçen sene Hollanda ulusal ağı ile birlikte çalıştık ve buradan bir heyeti Hollanda finans kuruluşları ile bir araya getirdik. Bu uygulamamız ile de yine bir ilki gerçekleştirerek diğer Ulusal Ağlara örnek olduk.

    Bahsettiğim doğal paydaşlarla çarpan etkisi yaratma stratejimizin önemli bir ayağı da tedarik zincirleri. Büyük satın alımlar gerçekleştiren şirketler bizlere UN Global Compact’i ve ilkelerini yaygınlaştırmak için önemli bir fırsat sunuyorlar. Bu yüzden oluşturduğumuz Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Çalışma Grubu, Türkiye’de etik tedarik zinciri yönetimi üzerine yapılabilecek çalışmaları ve ülkemizden çıkarılacak başarılı vakaları tartışıyor. Bir ağ olmamızın getirdiği güç ile imzacılarımıza giderek onların bu alandaki yaklaşımlarını yakın zamanda inceleyip ve bir kaynak yaratmaya çalışacağız.  Boyner Holding’in bu alanda UN Global Compact’in küresel danışma grubunda da yer alıyor olması, ülkemizdeki çalışmaların örnek olması açısından önemli.

    Medya Görev Gücü ise söz konusu stratejimizin son önemli ayağını teşkil ediyor. Sürdürülebilirlik konusunun yaygınlaştırılması ve daha çok kesime dokunması için söylemlerin ve gerçekleştirilen faaliyetlerin daha geniş kesimlerce duyurulması önemli. Bu doğrultuda 2012 Kasım ayında basın temsilcilerini bir çatı altında toplayarak The Guardian gazetesinin dünyaca ünlü Sürdürülebilirlik Editörü Jo Confino’yu davet ederek bir eğitim gerçekleştirdik. Confino, ülkemizden basın mensuplarına bu alanda yapılacak haberin nasıl hazırlanabileceği ve kaynaklara nasıl ulaşılabileceğine dair değerli görüşler sundu. Bu çalışmanın akabinde bizler Medya Görev Gücü’nün yönlendirmesiyle her sene iletişim kanallarımızı genişlettik. Bulunduğumuz noktada internet sitemizle, sosyal medya kanallarıyla ve yazılı basında sesimizi duyuruyoruz. Ancak 2015 yılında Görev Gücü’nün de yönlendirmesiyle görsel materyaller hazırlayarak iletişim repertuarımızı daha da genişletmek istiyoruz. 



    Kadının Güçlenmesi Çalışma Grubu ise çok paydaşlı yapısıyla ön plana çıkan en yeni Çalışma Grubumuzdur. Türkiye, kadın-erkek eşitsizliğinin en fazla olduğu ülkeler arasında yer almakta ve kadınların ekonomiye katılımı konusunda zayıf bir performans sergilemektedir. Bu gerçeklerden yola çıkarak, Çalışma Grubu, özel sektörün toplumsal cinsiyet eşitliği girişimlerini bir araya getirerek şirketler arası öğrenme süreçlerini desteklemeyi ve Kadının Güçlenmesi Prensipleri’nin (Women’s Empowerment Principles) ülke çapında yayılımına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışma Grubu, geçtiğimiz aylarda kadının güçlenmesi alanında dünyadaki ve Türkiye’deki mevcut durumu ve Global Compact Türkiye ve WEPs imzacılarının faaliyetlerini ortaya koyan bir Rapor hazırlamıştır. Önümüzdeki dönemde de farklı kaynakların oluşturulması ve paylaşılması, WEPs imzacısı olunması ve söz konusu ilkelerde şirketlere uygulama desteği verilmesi gibi faaliyetlerde bulunacaktır. Bu alanda da Borusan Holding’in UN Global Compact küresel çalışma grubunda Türkiye’yi temsil ettiğini belirtmek isterim.

    Global Compact Türkiye’nin bölgesel bir stratejisi var mı? Ülkemizdeki belli bölgelere  
özel projeler geliştiriliyor mu?
    
UN Global Compact’i yaygınlaştırmak için bölgesel bir çalışmamız bu sene içerisinde oldu. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası ile yürüttüğümüz bir çalışma sayesinde Mersin’de yapılan bir dizi ziyaret ve çalışma sonrası bölgenin önde gelen şirketleri UN Global Compact’e imzacı oldular. Burada Ticaret Odası’nın rolü son derece önemli çünkü bu vizyonu sahiplendiler ve bizlerin elçisi gibi orada evrensel ilkelerin yaygınlaştırılması ve derinleştirilmesi için çalışıyorlar. Şu an bölgedeki 11 imzacının giderek artmasını bekliyoruz. İmzacıların raporlama dönemi yaklaşırken yine Ticaret Odası’nın desteğiyle bir dizi çalıştay gerçekleştiriyor ve imzacılarımıza ilk raporlarında destek vermeye çalışıyoruz. Dolayısıyla bu yolculuğu bölge olarak sahiplenecek bir yapı gözlemlediğimiz takdirde yaklaşımımızı ona göre ayarlayarak UN Global Compact’i bu şekilde duyurmamız da mümkün.  

    Mersin’de başlattığımız bir diğer inisiyatif de Barış için İş Dünyası inisiyatifi idi. Bölgedeki bu girişim sonrası Barış için İş Dünyası girişiminin ilk dünya toplantısı da 40 kadar ülkenin katılımıyla İstanbul’da gerçekleşti.

    Ayrıca, bildiğiniz gibi ben de UN Global Compact Ulusal Ağlar Başkanlığı görevini üstlendiğim için Türkiye’deki güzel gelişmelerin başta yer aldığımız Doğu Avrupa bölgesinde olmak üzere, dünyanın diğer ülkelerine örnek oluşturmasına destek olabiliyorum.