YUKARI

Sürdürülebilir Yaşam

Yazar: Güneşin Aydemir, Burcu Meltem Arık | Eklenme Tarihi: 02 Mayıs 2007

Doğadaki ayak izimiz ne kadar?

  • "Ekolojik ayak izi hesabı" kaynakları nasıl kullanmamız gerektiği konusunda bize yol gösteriyor. Belirli bir nüfusun "doğadaki ayak izi", şu anki tüketim miktarımızı hesaplıyor ve "tüm ihtiyaçlarımız için doğada ne kadar alan kullanıyoruz", "günümüz koşullarında her bir bireye ne kadar alan düşüyor?" gibi soruların yanıtlarını veriyor. Bu da insanların doğal kaynakları kullanırken aldığı önemli kararları sorgulamasını sağlıyor.

    Ne kadar alanımız var ve biz ne kadar kullanıyoruz? Bu kavramı oluşturan William Rees ve Mathis Wackernagel’in yaptığı araştırmaya göre; toplam insan nüfusu ve toplam üretken doğal alanın hesaplanması sonucunda, şu anda her bir insana düşen alanın 1,5 hektar olduğu belirtiliyor. Tüm ihtiyaçlarımız için doğada ancak bu kadar alanı kullanabilme hakkımız var. Fakat bugün sadece bir Kuzey Amerikalı 4-5 hektar alanda ayak izi bırakıyor. Başka bir deyişle Kuzey Amerika’da yaşayan her birey, dünyanın başka bir coğrafyasında yaşayan bireylerden 3,5 hektar çalıyor. Bu bize, bilinen Kuzey ve Güney eşitsizliğini de tüm çıplaklığıyla açıklıyor.

    Bu iki araştırmacının yaptığı hesaplara göre, dünyadaki her birey, bir Kuzey Amerikalı kadar alan tüketseydi iki ayrı gezegene daha ihtiyacımız olacaktı. 2040 yılında insan nüfusunun 10 milyar olacağı tahmin ediliyor. Bu durumda her bireye 0,9 hektara kadar düşüyor. Tabii, hiç toprak kaybı olmayacağını varsayarsak!

    Sonuç olarak bizlere düşen, günlük yaşamımızda yaptığımız her türlü faaliyetin biraz daha farkına varmak ve her adımda doğayla ilişkimizi gözden geçirmek. Evlerimizdeki musluktan akan suyun nereden geldiğini, bu kaynağı hangi canlılarla paylaştığımızı öğrenmek ve yakın bir gelecekte bu kaynaktan mahrum kalacağımızın "farkına varmak" bu yolda atacağımız adımların ilki olabilir…

    Yöneticiler, Sivil Toplum Kuruluşları ve bireyler ne yapmalı ?
    Yönetim boyutu: Ülkelerin, ulusal ve uluslararası düzeylerde hazırladığı politikalar, stratejiler ve mevzuattan oluşuyor. Ülkelerin bu yolla hazırladığı kendi topraklarındaki doğal alanların korunması, kirliliğin önlenmesi, alan kullanımı konusundaki düzenlemelerin, hukuki olarak çeşitli güçlerde yaptırımı bulunuyor. Uluslararası düzenlemeler ise çevresel bozulmanın sınırlar ötesi zararlarını bertaraf etmek üzere hazırlanıyor. Kanun yapıcılar, yöneticiler ve uygulayıcıların, doğa koruma, doğal alanlar, bu alanlar üzerindeki insan-insan ve insan-doğa ilişkileri hakkında belli bir bilinç ve bilgi seviyesinde bulunmaları gerekiyor.

    Toplumsal boyut: Sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve hükümet dışı kuruluşların oluşturduğu üçüncü sektör, çevrelerinde olan bitenden haberdar olarak devlet mekanizmasının düzgün işlemesini sağlamak için çalışır. Özel sektör ise yaptığı çeşitli yatırımlarla doğal alanlar üzerinde etkili olur. Toplumsal seviyede bu grupların, çevrenin kirlenmesi, doğal süreçlerin bozulması ve bu etkilerin minimuma indirilmesi konusunda belli bir bilgi birikimine ve bilince sahip olması gerekiyor.

    Bireysel boyut: Bu grupların hepsinin kesiştiği ortak alan ise insanın bizzat kendisi. İnsanın doğa ile olan birlikteliğinde sürdürülebilir ilişki için gerekli olanlar kendilerinin birey olarak gelişimiyle mümkün. Her birey, okuyarak, gelişmeleri takip ederek ya da uzmanlara danışarak edindiği bilgileri, kafasında işleyerek ve "farkında olarak" kendine dolayısıyla da doğaya yararlı bir hale getirebilir.

    Güneşin Aydemir, Burcu Meltem Arık
    www.bugday.org

Çocuklar İçin

Keşfet ? Öyküler Kitap Kurdu