YUKARI

Haberler

Eklenme Tarihi: 08 Eylül 2011

Doğal sit alanları nasıl yok edildi?

  • 5 Eylül 2011 cnnturk.com

    Bir süredir Seferihisar’da, doğanın içinde yaşıyorum. Buraya geçtiğimiz Nisan’da bir daha şehre dönmemek üzere yerleştim. Son günlerde güneşle uyanıp ayın takvimine göre bahçe ekiyorum. İhtiyacım olan her şeyi dostlarım ve komşularımla birlikte üretmeye özen gösteriyorum.

    İnsanın kendi ekmeğini pişirmesi, o ekmeği yaptığı buğdayı bir yıl boyunca yetiştirmesi, un yapmak için o buğdayı öğütmesi... Bu düşünce, modern yaşam ezberimize ne kadar da ters değil mi? Herşeyi hazır almak varken, daha önemli işlere zaman ayırmak gerekirken, neden ekmek yapasın? İşte yanıtım...

    Geçtiğimiz günlerde Ankara, Türkiye’nin koruma altındaki doğal alanlarını yok edecek bir kanun hükmünde kararnameye imzayı attı. Karara göre dünyada eşi benzeri bulunmayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, doğal sit alanlarının yeni sahibi ilan edildi. Bakanlık, sit alanlarını doğadan alıp şehirleşmenin emrine sunmak için her türlü yetkiyle donatıldı.

    Kağıda düşen birkaç imza hüküm verdi. Ne hakkında? Hiç gitmediği, bilmediği, tanımadığı yerler hakkında. Var oluşları konusunda en ufak bir fikir sahibi olmadığı milyarlarca canlı hakkında. Akdeniz fokları, pelikanlar, orkideler, sandal ağaçları, kızıl çam ormanları ve daha nicesi. Tümünün canını almak için kağıda düşen birkaç imza... Yetti!

    İmzayı atarken içleri cız etmedi mi? Etmedi. Onlar sadece bu işten ne kadar para kazanılacağını hesap ettiler. Tek bir imzayla, sayısız canlıyı evsiz bırakacaklarını hiç akıllarından geçirmediler.

    Peki ya sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, platformlar? Onlar neden bir araya gelmedi? Neden bu ülkenin en güzel coğrafyaları için bedenlerini siper etmedi, yüzbinlercesi neden yollara düşmedi?

    Hiçbiri olmadı. Çünkü Anadolu’da ekmek karanlar artık hepten azalmıştı. Türkiye artık sadece haritada bir çizgi, siyasi hesaplaşma ve rant meydanıydı. Dışı süslenirken, içi boşalmaktaydı.

    Diyorum ki insan kendi ekmeğini kendi karmalı. Buğdayı tarlaya ekmekten, unun suyla yoğrulmasına ve ekmeğin fırında pişmesine kadar her zahmetine katlanmalı. Ki yediği lokmanın değerini bilsin. Yaşadığı toprağın her karışını korusun, kollasın. İsrafa alışmasın.

    Burada, tozun toprağın arasında öğrendiğim birşey daha var. İnsan yazılarını elle yazmalı. Kalemine sarılarak, üstünü çize çize, içinden geldiği gibi. Ki kolaya alışmasın.

    İsrafa, kolaya alışırsak ne olur? İşte o zaman sit alanları şehir olur. Anadolu mirası sular altında kalır. Dereler HES olur. Hırs çoğalır. Senlik benlik büyür. Kardeş kardeşe düşman olur. Tıpkı bugünün Türkiye’si gibi.

    Bu sabah bahçeyi tırnaklarımla kazdım. Bu yazıyı da elle yazdım. Dağları yerler bir eden, nehirlerin önünü kesen dev makinelere karşı durabilmek için...

    Haberin detayına ulaşmak için tıklayınız