YUKARI

Çevre Koruma

Yazar: Editör | Eklenme Tarihi: 05 Haziran 2015

Tek gezegen, tek gelecek...

  • Daha çok insan, daha çok üretim, daha çok tüketim… Dünyada bir şeyler sürekli artıyor fakat 4,5 milyar yaşındaki gezegenimiz bu ihtiyaçları karşılamak için biraz yorgun görünüyor.

    Bugün 5 Haziran. Birleşmiş Milletler Çevre Programı her yıl 5 Haziran’da Dünya Çevre Günü’nü kutluyor. Tıpkı Dünya Saati’nde olduğu gibi, bu günde de iklim değişikliği, susuzluk, kıtlık, kirlilik gibi çevre sorunlarına dikkat çekiliyor. UNEP’in bu yılki Çevre Günü için belirlediği tema, sürdürülebilir yaşam tarzları. 

    Adından da anlaşılacağı gibi bu yılki tema fazlasıyla kapsayıcı. Günlük hayatta yaptığımız tercihleri değiştirerek sürdürülebilir bir gelecek kurmak elimizde. Tabii burada sadece musluğu kapayıp tasarruflu ampul kullanmaktan değil, tüm tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmekten bahsediyoruz. 

    Peki dikkatli tüketim ve sürdürülebilirlik konusuna dikkat çekilmesinin sebebi ne? Tek cümleyle ifade etmemiz gerekirse, 2050’ye kadar bu şekilde tüketmeye devam edersek, 9,6 milyara çıkacak nüfusu barındırmak için üç gezegene ihtiyacımız olacak. Oysa Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un söylediği gibi “İklim değişikliğiyle mücadele etmek için bir B Planı yok, çünkü bir B gezegeni (Planet B) yok.” Evet, elimizde tek bir gezegen var ve buradaki durum ne yazık ki pek parlak görünmüyor: Global tüketim seviyemiz öyle bir noktaya geldi ki, dünya, 1 yılda tükettiğimizi yeniden oluşturabilmek için tam 1,5 yıl çalışmak zorunda.

    Üstelik konu sadece kaynaklarla da sınırlı değil. WWF’in yayınladığı Yaşayan Gezegen Endeksi, omurgalı türlerin popülasyonlarının 40 yılda yarı yarıya azaldığını gösteriyor. Rapora göre karasal türler %39, deniz türleri %39, tatlı su türleri %76 azaldı. Bu azalmanın arka planında sadece çevre kirliliği değil, aşırı tüketim de var. Yaşamak (kentleşme) veya üretmek (tarım) için yeni alanlara duyduğumuz ihtiyaç, başka türlerin sonunu getiriyor. 

    Şimdi bizi önemli bir adım bekliyor: Nüfus artışından kaynaklanan ihtiyaçları karşılayıp, yoksul kesimin gelişmesini sağlarken, çevresel etkileri minimumda tutup, doğanın sürdürülebilirliğini sağlamak. Bunu gerçekleştirmenin yolu, daha sürdürülebilir üretim modellerini ve tüketim alışkanlıklarını benimsemekten geçiyor.

    Tüketim alışkanlıkları söz konusu olduğunda en çok dikkat çeken konulardan biri yiyecek israfı. Dünya çapında üretilen gıdanın 1/3’ü (1 trilyon dolarlık gıda) israf ediliyor. Sanayileşmiş bölgelerde toplam gıdanın yaklaşık yarısı çöpe gidiyor. Çünkü üreticiler, satıcılar ve tüketiciler kullanılabilir durumdaki gıdaların “yeterince iyi” olmadığını düşünüyor. Çöpe giden bu kadar gıda, yetersiz beslenen yaklaşık 842 milyon kişinin karnını doyurup hayatını değiştirebilir. 

    Tabii ki aşırı tüketilen veya israf edilen tek şey gıda değil. İhtiyaçlarımızı karşılamak için kaynakları büyük bir iştahla tüketiyoruz. Oysa ki geleceği düşünmek ve üretim modellerimizi, tüketim şekillerimizi değiştirmek durumundayız. BM rakamlarına göre, aynı şekilde yaşamaya devam ederek bir yandan da mevcut ekonomik büyümeyi korumak istiyorsak, 2050’nin sonuna kadar bugünkünün üç katı kadar cevher ve fosil yakıt çıkartmamız gerekiyor. Bunun önüne geçmenin yolu, yeni iş modelleriyle ekonomik büyüme hızı ve kaynak tüketimi arasındaki ilişkiyi ayrıştırmaktan geçiyor. Enerji ve kaynak verimliliği projelerini, ekolojik ayak izine dikkat eden tüketim alışkanlıklarıyla birleştirmek gerekiyor.

    Tüm bu başlıklar üzerinden adım adım geçersek...

    - WWF’e göre, fosil yakıtların yanmasıyla açığa çıkan karbon, yarım yüzyılı aşkın bir süreden bu yana insanlığın Ekolojik Ayak İzi’ndeki en büyük bileşeni oluşturuyor. 1961’de toplam ayak izi içinde %36 olan karbon oranı 2010’da %53’e çıktı. Neyse ki, yenilenebilir enerjinin dünya enerji üretimindeki payı her geçen gün artıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın paylaştığı rakamlara göre, dünya çapında enerji verimliliğine odaklanılması halinde, 2030 yılına kadar global enerji talebinde %10 azalma görülürken yaklaşık 560 milyar dolarlık tasarruf yaratmak mümkün olacak.

    - Üretim verimliliği projeleriyle daha az kaynak kullanarak daha çok üretmek mümkün. Üretim tesislerinin buna göre organize edilmesi, hem aşırı tüketimin önüne geçilmesi hem de küresel ısınmanın önlenmesi açısından çok şey vaat ediyor. BM rakamları, yeşil ekonomiye yapılacak yatırımların, geleneksel sektör yatırımlarına göre 10 yıl içinde daha iyi bir geri dönüş sağladığını ve GSYİH’yı daha yüksek oranda artırdığını gösteriyor.

    - Daha az kaynak kullanarak daha verimli bir üretim yaptıktan sonra sıra, daha dikkatli tüketmeye geliyor. UNDP verilerine göre, bu şekilde üretip tüketmeye devam edersek, İnsani Gelişim Endeksi 2050’ye kadar, en iyi ihtimalle %8, en kötü ihtimalle %15 düşecek. Bu düşüşün en çok yaşanacağı bölgelerse en yoksul kesimler olacak. Gün içinde gerçekleştirdiğimiz satın alma kararları gözümüze pek önemli görünmeyebilir ama inanın çok fark yaratıyor. Ürünlerin su ve karbon ayak izlerine dikkat etmek ve kullanacağımız ürünleri buna göre seçmek sürdürülebilir bir geleceğin kapısını aralıyor. Özetle sadece israftan kaçınmak değil, kullandığımız tüm ürünleri yeniden gözden geçirmek gerekiyor.

    - Tabii ki sürdürülebilir bir yaşam kurmak için sadece dikkatli tüketmek yetmiyor. Kullandığımız ürünlerin ambalajlarını ayrıştırıp geri dönüştürerek, ürün yaşam eğrilerinin daha yeşil olmasına katkı sağlamamız gerekiyor.

    - Ev ve ofislerimizde israftan kaçınırken, kullandığımız tüm kaynakları hesaba kattığımız için enerji ve su da işin içine giriyor. Hem dikkatli kullanarak hem de tasarruflu beyaz eşya, ampul, armatür ve rezervuarlar kullanarak önemli farklar yaratılıyor. 

    - Evin dışındaykense, karbon ayak izimize odaklanıp toplu ulaşım çözümlerini daha çok kullanmak iyi bir çözüm gibi görünüyor. Mesafeniz uygunsa bisikleti ve yürümeyi de düşünebilirsiniz tabii ki. 

    - Büyük şehirlerde pek çok şey bir tüketim tuzağı gibi görünüyor ama merak etmeyin. Her geçen gün gelişen paylaşım ekonomisi çözümleriyle daha az tüketip kaliteli ve mütevazı yaşamak elimizde. Kullanmadığınız bir eşyayı ihtiyaç duyduğunuz bir eşyayla takas etmek, yetenekli olduğunuz bir konuda hizmet sunarak karşılığında merak ettiğiniz bir konuda ders almak, aracınızı bir başkasıyla paylaşmak veya gitmek istediğiniz yere bir başkasının aracıyla ulaşmak... Paylaşım ekonomisiyle hepsi mümkün.

    Bugün 5 Haziran Dünya Çevre Günü ve sürdürülebilir bir gelecek için bugünden itibaren dünya için bir şeyler yapmamız gerekiyor.

    Yazıda kullanılan veriler BM ve WWF raporlarından alınmıştır.