YUKARI

Sürdürülebilir Kalkınma

Eklenme Tarihi: 21 Mart 2018

Su ayak izi nedir?

  • Su kaynakları sınırlı, suya duyduğumuz ihtiyaçsa bitmiyor. Aradaki dengeyi kurmak için su ayak izinden faydalanmak, iyi bir başlangıç noktası olabilir.

    Yarın Dünya Su Günü. Birleşmiş Milletler (BM), 25 yıldır 22 Mart’ı Dünya Su Günü olarak kutluyor. Her yıl enerji, gıda güvenliği, şehirleşme, sağlık, kuraklık, sürdürülebilir kalkınma gibi kavramlarla suyun ilişkisini vurgulayan BM, bu yıl cevabı doğada arıyor: 2018'in Dünya Su Günü teması, doğaya dayanan çözümler. 

    Bu çözümleri incelemeden önce, yeryüzündeki suyun durumuna göz atmak iyi olabilir:

    Öncelikle su kaynakları: 
    - Yeryüzünün %71’i suyla kaplı fakat bu suyun %97’si tuzlu deniz ve okyanus sularından oluşuyor. 
    - Bu durumda, dünya üzerindeki suların sadece %3’ünün tatlı su olduğunu görüyoruz fakat bunun neredeyse üçte ikisi dağ buzulları ve kutup buzu biçiminde. 
    - Özetle, yeryüzündeki sudan bizim payımıza sadece %1’lik bir kısım düşüyor. Bunun ise sadece %0,3'ü erişilebilir ve kullanılabilir durumda.
     
    Peki suya olan talep ne durumda?
    - Küresel su tüketimi son 50 yılda 3 kat arttı.
    - Ekonomiler büyüyor, nüfus hızla artıyor… Bu nedenle küresel su tüketiminin önümüzdeki 10 yılda gelişmekte olan ekonomilerde %50, gelişmiş ekonomilerdeyse %18 oranında artacağı tahmin ediliyor.
    - Su tüketimi denince sadece evleri değil, tarım ve sanayiyi de düşünmek gerekiyor. 2000-2050 yılları arasında üretimde kullanılan suya olan talebin yaklaşık %400 artması bekleniyor.
    - Yaz aylarında yaşanan su kesintilerini hatırlamak istemiyebiliriz ama görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçek var: BM verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 2,1 milyar insanın güvenilir içme suyu hizmetlerine erişimi yok. 
    - Kuraklık 110 ülkede yaşayan 1,9 milyar insanın hayatını tehdit ediyor ve bu rakamın 2050'ye kadar 3 milyara çıkması bekleniyor.
    - Sürekli dünyadan bahsettiğimiz için tehlike çok uzaktaymış gibi düşünmeyelim. Çünkü Türkiye su zengini bir ülke olarak kabul edilmiyor. Artan nüfus, hızlı kentleşme ve büyüyen sanayi nedeniyle ülkemizin su tüketim ihtiyacının önümüzdeki 25 yılda 3 kat artması bekleniyor.  
     
    Bu kadar sınırlı bir kaynağa duyulan ihtiyaç bu denli hızlı arttığı için herkesin su konusunda iyi düşünmesi gerekiyor. Damlatan muslukları tamir etmek, tasarruflu armatür kullanmak gibi evde tasarruf yöntemlerini uygulamak tabii ki çok faydalı ama biraz da büyük düşünmek şart. Çünkü kullandığımız neredeyse her şeyde su var. Doğru tercihler yaparak, sadece ev ve ofislerde tükettiğimiz sudan değil, kullandığımız ürünlerdeki sudan da tasarruf edebilir, su ayak izimizi küçültebiliriz.
     

    Su ayak izi nedir?

    İlk kez 2002 yılında ortaya atılan Su Ayak İzi kavramı, doğrudan tüketilen sudan çok daha fazlasını ifade ediyor. Yeme, içme, temizlik, kişisel bakım gibi ihtiyaçlarımız için kullandığımız su, buz dağının sadece görünen yüzü. Kullandığımız ürünler üretilirken hatırı sayılır miktarda su tüketiliyor. Sudaki ayak izimiz de tüm bu kriterler hesaba katılınca ortaya çıkıyor. 
     
    Hesaplama yöntemi karmaşık gibi görünse de, WWF-Türkiye’nin kahve örneği okunduğunda, bir fincan kahve için niye bir bardak sudan çok daha fazlasına ihtiyaç duyulduğu anlaşılıyor. Kahvenin yolculuğu aşağıdaki adımlardan oluşuyor:
     
    Kahve bitkisinin yetiştirilmesi
    Hasadın yapılması
    Rafine edilmesi
    Nakliyesi
    Kahve çekirdeklerinin paketlenmesi
    Kahvenin satılması
    Kahvenin fincana doldurulması
     
    Kahvenin masamıza gelmesi için gereken su miktarı tam 140 litre. (Yine WWF-Türkiye’nin paylaştığı rakamlara göre kahvenizi kâğıt bardakta, süt ve şekerle içmek isterseniz, bu miktar 208 litreye çıkıyor.
     
    Tercihinizi çaydan yana kullanırsanız yaklaşık 30 litre suyu gözden çıkarmanız gerekiyor. Bir adet sade pizza 1260 litre, bir kg sığır eti 16 bin litre, 100 gramlık çikolataysa 1700 litre su anlamına geliyor. Tabii ki iş sadece gıdayla sınırlı değil. Giydiğimiz gömlekten kullandığımız bilgisayara, üzerine yazdığımız kağıttan ısınmak için tükettiğimiz enerjiye kadar her şey suda ayak izi bırakıyor. 
     
    Kavramın yaratıcısı Profesör Arjen Y. Hoekstra, su kıtlığı ve kirliliği gibi konuların üretim ve tedarik zincirinin bir bütün olarak ele alınmasıyla anlaşılabileceğini belirtiyor. Hoekstra’ya göre “su problemleri genel olarak küresel ekonominin yapısı ile yakından bağlantılı. Birçok ülke su ayak izlerini, başka bölgelerden su yoğunluğu fazla olan ürün ve malları ithal ederek büyük ölçüde dışsallaştırıyor. Bu da deneyimli su yönetimi mekanizmalarının büyük ölçüde eksik olduğu ihraç ülkelerindeki su kaynakları üzerinde bir baskı oluşturuyor.” Özetle, bir ülke su kaynakları açısından zengin de olsa, su tüketiminde mutlaka tasarrufa gitmesi gerekiyor. 
     
    Dünyanın en büyük üretim güçlerinden Çin’in su ayaz izi kişi başına yılda yaklaşık 700 m3. Dünyanın en büyük tüketicisi ABD’de ise bu rakam 2500 m3. Ülkemizin kişi başına yılllık su ayak izi 2000 m3’e yaklaşıyor. Türkiye’de üretim ve tüketimin %80’i iç su kaynaklarına dayandığı için su kaynaklarının sürdürülebilirliği ülke ekonomisini doğrudan etkiliyor.

    Su ayak izimizi nasıl küçültürüz?

     
    Peki bireysel ve toplumsal olarak su ayak izimizi küçültmek için neler yapmamız gerekiyor? Öncelikle ev ve ofislerimizde su tasarrufuna yardımcı olan uygulamaları benimsememiz şart. Suyun sürdürülebilirliğine destek verecek bu tip günlük alışkanlık değişikliklerinin, kısa vadede faturalarımızı da hafifleteceğini unutmayalım. 
     
    Daha sonra biraz daha büyük çaplı düşünerek su ayak izimize ve doğa üzerindeki etkimize odaklanabiliriz. Kullandığımız ürünleri bilinçli seçerek, atıklarımızı geri dönüştürerek, sadece su değil enerji tasarrufuna da dikkat ederek; özetle sürdürülebilir bir hayat kurarak sudaki ayak izimizi azaltmak mümkün. 
     
    Türkiye’de suyun yüzde 11’i sanayide, yüzde 15’i evlerde ve yüzde 74’ü tarımda kullanılıyor. Bu nedenle üretim ve tarımdaki verimlilik projelerine de özel önem vermek gerekiyor. 
     
    Su tüketiminde aslan payını tarımsal üretimin almasının sebebi, vahşi sulama yöntemleri. Tarımda kullanılan suyun yüzde 75’i salma sulama, yüzde 17’si yağmurlama ve yüzde 8’i damla sulama şeklinde tüketiliyor. Tarımsal üretimde damla sulama gibi yöntemlerin kullanılması sadece su tasarrufuna değil pek çok farklı alanda iyileşmeye yol açıyor. Damla sulama yöntemiyle, salma sulamadakiyle aynı miktarda su kullanılarak üç kata kadar fazla alan sulanabiliyor. Böylece susuzluktan nadasa bırakılan tarım alanları üretime kazandırılıyor, verim artıyor. Tarımda suyun akıllı kullanımı toprakların tuzlanmasını ve erozyonu da önlüyor.
     
    Sanayide suyun verimli kullanılmasıysa, birbiriyle ilişkili pek çok sektörde tasarrufu tetikliyor. Su, üretimde en önemli girdilerden birini oluşturuyor. Bir sayfa kağıt üretmek için 10 litre su tüketiliyor. 500 gram plastiğin sudaki ayak iziyse tam 91 litre. Günlük hayatta kullandığımız hiçbir ürün yok ki, üretiminde su kullanılmamış olsun. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, üretimde suyun sürdürülebilir kullanımına dikkat etmek gerekiyor.
     
    Üretim, tüketim ve daha önemlisi yaşam için vazgeçilmez olan suyun varlığı, sürdürülebilir kalkınmanın da ayrılmaz bir şartı. Geleceğe ümitle bakmak için tüm tercihlerimizi suyun verimli kullanımına göre düzenlemeliyiz. Yeryüzündeki suyun miktarı artmayacak ama mevcut suyu doğru kullanarak, suyla barış içinde geçireceğimiz yılların sayısını artırabilir, gelecek nesillere daha mavi bir dünya bırakabiliriz.
     
    Not: Yazıda kullanılan Su Ayak İzi'yle ilgili bilgiler için WWF-Türkiye ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı işbirliğiyle hazırlanan Türkiye’nin Su Ayak İzi Raporu, Water Footprint Network ve Birleşmiş Milletler verileri kullanılmıştır.