YUKARI

Çevre Koruma

Yazar: Doç.Dr.Erdem Görgün, Aslı Erengüç | Eklenme Tarihi: 04 Mayıs 2007

AB Çevre Mevzuatına Uyum Sürecinde Türk Sanayii’nin Yükümlülükleri

  • Avrupa Birliği çevre mevzuatına uyum sağlanması ve bu mevzuatın uygulanması, Türk sanayisi için zorlu bir süreç olacaktır. Uyum sürecinin önemi ve zorluğu, çevre konusunun kapsamının çok geniş olmasından ve bu sürecin sanayiye ve ülkeye olan ekonomik etkilerinin henüz bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.

    2003 yılı Türkiye'nin Katılım Yönünde İlerlemesi Raporu'nda çevre alanındaki alt sektörler itibariyle müktesebatın uyumlaştırılması ve uygulanmasına yönelik çalışmaların henüz başlangıç aşamasında olduğu ve güçlendirilmesine ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır. Uygulamaya ilişkin olarak özellikle yatay düzenlemeler, hava kalitesi, atık yönetimi, su kalitesi, doğanın korunması, endüstriyel kirliliğin önlenmesi ve risk yönetimi konularında daha fazla çaba gösterilmesi ve orta vadede de somut yatırımların yapılması gerektiği belirtilmiştir.

    Kasım 2006'da yayımlanan AB İlerleme Raporu'nda ise atık yönetimi ve gürültü dışında hava kalitesi, doğanın korunması ve su kalitesi alanlarındaki mevzuatın aktarımının genel olarak düşük düzeyde olduğu belirtilmiştir. Tehlikeli Maddeleri İçeren Büyük Endüstriyel Kazaların Zararlarının Kontrolüne İlişkin Direktif (SEVESO II), Büyük Yakma Tesisleri (BYT - LCP), Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol (EKÖK -IPPC) ve benzeri direktifleri kapsayan "Endüstriyel Kirlenmenin Kontrolü ve Risk Yönetimi" alanında ise ilerlemenin olmadığı, mevzuatla uyumun gerçekleşmediği ifade edilmiştir.

  • Önümüzdeki süreçte endüstriyel kirlilik kontrolü kapsamında EKÖK Direktifi, BYT Direktifi, Belirli Sanayi Çalışmalarında Kullanılan Organik Çözücülere ilişkin Avrupa Konseyi Direktifi, Petrol Ürünlerinin Depolama ve Dağıtımından Kaynaklanan Uçucu Organik Bileşiklere İlişkin Direktif, SEVESO II Direktifi ile Eko Etiketleme Tüzüğü ve Avrupa Birliği Eko-Yönetim ve Denetim Tüzüğü'nün iç mevzuata aktarılması gerekmektedir. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın 2006 yılında tamamladığı AB Entegre Çevre Uyum Stratejisi'nde bu direktiflere ilişkin Uyumlaştırma ve Uygulama Takvimi aşağıdaki gibi oluşturulmuştur.


    Tablo 1: Uyumlaştırılması Hedeflenen AB Mevzuatına İlişkin Uyumlaştırma ve Uygulama Takvimi

    Dolayısıyla gelecek dönemde endüstriyel kirlenme alanında mevzuata yönelik hazırlıkların hızlanacağı görülmektedir.

    Yürürlüğe girecek mevzuat arasında sanayinin yüksek yatırımlar yapmasını gerektirecek en önemli direktiflerden biri Entegre Kirliliğin Önlenmesi ve Kontrolü Direktifi (EKÖK) ya da İngilizce adıyla Integrated Pollution Prevention and Control (IPPC) Directive'dir.

  • Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 2005 yılında tamamlanan "Yüksek Maliyetli Çevre Yatırımlarının Planlanması için Teknik Yardım Projesi"nde Türkiye'de EKÖK Direktifini uygulamak için özel kuruluşların yapması gereken yatırımın toplam 13-14 milyar Avro civarında olacağı öngörülmüştür. 27 Sanayi kolunu içeren bu çalışmada tespit edilen uyum maliyetleri Tablo 2'de verilmiştir. Aynı projede kamu sektöründe ise yaklaşık 50 milyar Avro yatırım yapılması gerektiği belirtilmektedir. Kimyasallar için öngörülen yatırım miktarının da bu rakamlara dahil edilmesi gerekmektedir. Bu rakamların, sanayinin büyük kısmını oluşturan KOBİ düzeyindeki işletmeleri çok ciddi olarak etkileyeceği açık bir gerçektir.


    Tablo 2: 27 Endüstri faaliyetinde IPPC direktifini uygulamanın maliyetleri (milyon Avro)
    (Yüksek Maliyetli Çevre Yatırımlarının Planlanması Projesi, 2005)

    "Çevre" müzakerelerinde endüstri ile ilgili hususlar görüşülürken AB ile yapılacak tek tartışma bu yatırımların ne kadar sürede tamamlanabileceği, yani gerek duyulan geçiş süreleri (derogasyonlar) üzerine olacaktır.

  • AB'de 1996 yılında yürürlüğe giren EKÖK direktifine uyum için üye devletlere tanınan geçiş süresi 2008 yılında tamamlanacaktır. Aday ülkelere ise direktif kapsamında farklı geçiş süreleri tanındığı görülmektedir. Aday ülkeler geçiş süresi talep ettikleri her direktif için, komisyona detaylı bir uygulama programı ve yatırım planı sunmaktadır. Geçiş süresi istekleri kabul edilmediği takdirde aday ülkeler, birliğe katılım tarihinde direktifin gerekliliklerini yerine getirmek durumundadırlar.

    Çevre başlığı altında Polonya'ya 10, Litvanya'ya ve Bulgaristan'a 8, Malta ve Slovakya'ya 7, Estonya'ya 6, Kıbrıs, Macaristan ve Litvanya'ya 4 ve Kıbrıs Rum Kesimi ve Slovenya'ya 3 direktif için geçiş süresi tanınmıştır. EKÖK direktifi kapsamında ise Letonya ve Polonya 31.12.2010'a Slovenya, Slovakya ve Bulgaristan'a 31.12.2011 Romanya'ya ise 31.12.2015'e kadar zaman verilirken Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Malta'ya (talepleri olmasına rağmen) geçiş süresi tanınmamıştır.

    Geçiş süreleri direktifin tüm hükümleri için geçerli olmak zorunda değildir. Belirli maddelere, belirli bir parametre için belirlenen limit değerlere, bir tesise veya tesisin belli ünitelerine dahi ayrı geçiş süreleri tanınabilmektedir.

    Aday ülkelere müzakere sürecinde farklı alanlarda değişik geçiş süreleri tanınmış olmasından yola çıkarak Türkiye'nin bu konudaki ihtiyaçları net olarak belirlenmeli ve gerekçelendirilmelidir.

    Müzakerelerde geçiş süresi talep edilecek alanların tespit edilmesi, bu alanlarda uygulama için ihtiyaçların ve yatırımların belirlenmesi ve uygulama takvimi oluşturulması gibi konular mutlaka önceden detaylandırılmaldır. Gelişmiş ülkelerde herhangi bir mevzuatın yürürlüğe girmesinden önce mutlaka uygulanan, AB'ye aday ülkelerde ise müzakere öncesi tamamlanması gereken bu hazırlıklar Düzenleyici Etki Analizi adı verilen geniş kapsamlı, detaylı ve sistematik çalışmalarla ortaya çıkarılmaktadır. Müzakere pozisyonunu güçlendirmek ve ihtiyaç duyulan geçiş sürelerini doğru gerekçelendirmek bu değerlendirmelerin en büyük hedefidir. Son derece önemli bir diğer husus ise, gerekli yatırım ihtiyacının olabildiğince detaylı olarak çıkarıldığı bu çalışmalar sayesinde müzakere heyetinin AB'den isteyeceği yardım fonlarını (hibe, uygun kredi vb) daha güçlü ve mesnetli talep edebilme gücünün ancak bu tür analizlerle elde edilebileceğidir.

  • Türkiye açısından EKÖK'e uyum sürecinin daha hızlı ve emin adımlarla ilerlemesi için sanayicilerin özellikle uyum çalışmalarının her aşamasına katılımı sağlanmalıdır. Sürecin verimli ilerlemesi özellikle Türk sanayicisinin bu süreci sahiplenmesi ile mümkündür. Aksi takdirde EKÖK direktifinin yürürlüğe girmesiyle birlikte yüksek miktardaki maliyetleri karşılamak durumunda kalacak olan sanayinin rekabet gücünün hem iç pazarda hem dış pazarda olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır.

    Bu yüzden sanayinin kendi uyum maliyetlerini sektör, tesis ve hatta ünite bazında belirlemesi, finansman imkanlarını araştırması ve gerekli önlemleri tanımlaması gerekmektedir. Sektörel derneklerin önemli rol üstleneceği Sektörel Etki Analizleri veya mikro ölçekte İşletme Bazındaki Etki Analizleri ile mevcut durumun, uyum için gerekenler ile mevcut durumun arasındaki farkların, uyuma ilişkin ilk yatırım ve işletme maliyetlerinin ve finansman olanaklarının belirlenmesi mümkündür. Altyapı yatırımlarının finansmanı ve teknoloji yenilemesi için özel sektörün AB fonlarından doğrudan hibe desteği alması mümkün düşük bir olasılıktır. Özel sektör, bu konuda gerekli yatırımların finansmanını büyük ölçüde ya kendi öz sermayelerinden ya da ulusal/uluslararası finans kuruluşlarının kredi imkanlarını kullanarak karşılamak zorundadır.

    Sonuç olarak, Türk Sanayii'nin bu süreçten olumsuz etkilenmesi, ülke ekonomisinin, sürdürülebilir kalkınmanın, ve dolaylı olarak doğal çevrenin de olumsuz etkilenmesi anlamına gelecektir. Buna engel olmak için uzun ufuklu düşünmek zorunda olan sanayi sektörü, sektörel dernekler yardımıyla ve ilgili kamu kuruluşları ile yan yana gelerek gerekli hazırlıklara bir an önce başlamak zorundadır. Bu hazırlıklar ancak bir başka yazıda detaylandırılabilecektir.

    Doç.Dr.Erdem Görgün, Aslı Erengüç
    İstanbul Teknik Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü
    34469 Maslak, İstanbul - egorgun@ins.itu.edu.tr