YUKARI

Çevre Koruma

Eklenme Tarihi: 04 Mayıs 2007

AB Çevre Müktesebatının Uyumlaştırılması için Stratejiler: Türkiye'yi neler bekliyor?

  • Türkiye’nin, 1999 yılı Helsinki Zirvesi kararları sonrası AB’ye tam üyelik hedefi doğrultusunda resmi adaylık statüsü alması, AB müktesebatı çerçevesinde yapılan uyum çalışmalarının devamına önemli bir hukuki dayanak ve meşruiyet sağlamıştır. AB müktesebatının en önemli başlıklarından birisi olan çevre, bugün mevzuat uyum çalışmalarının en zorlu bölümünü oluşturmaktadır.

    “Çevrenin bu kadar zorlu bir müzakere başlığı olarak ortaya çıkması, gerek AB çevre müktesebatında çok fazla sayıda mevzuat düzenlemesinin bulunmasından gerekse bu düzenlemelere uyum amacıyla gerekli olan idari yapılanmanın zorluğu ve yatırımların gerçekleştirilmesi için ortaya çıkan finansman ihtiyacının oldukça yüksek olmasındandır.

    AB, 1970’li yıllarda çevre koruma politikalarını çoğunlukla tarife dışı teknik engellerin ortadan kaldırılması ve iç pazarda tam rekabetin sağlanabilmesi yönelik geliştirmeye başlamış; ancak daha sonra ortaya çıkan küresel çevre sorunlarına (ozon, iklim değişikliği, vb.) çözüm üretmek amacı ile hem kendi sınırları içerisinde hem de uluslararası alanda bir çok inisiyatifi başlatarak bu süreçlere öncülük etmiştir. Bu nedenle, çevre alanında geçmiş kırk yılda uygulamaya koyduğu çevre koruma politikalarından çok daha fazlasını özellikle 1990'lı yıllarda gerçekleştirmiştir. Dinamik bir yapı içerisinde sürekli gelişen AB çevre politikası, gerek üye ülkelerde gerekse üyelik sürecinde olan ülkelerde, devletin, yerel yönetimlerin, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının sürece paralel olarak uyum çalışmaları içerisinde yer almasını zorunlu kılmaktadır.

    Türkiye’nin AB üyeliğine müzakereler ile daha da yakınlaşması bu sürecin aynı hız ile ülkemizde de yaşanmasını beraberinde getirmektedir. Müzakere süreci içerisinde, AB çevre müktesebatı ile uyumlu yasa ve yönetmeliklerin ülkemizde uygulamaya sokulması kamu kuruluşlarının, yerel yönetimlerin ve özel sektörün ortak bir anlayış çerçevesinde bütüncül bir yaklaşım sağlayarak uyum sürecini planlı bir şekilde yürütmelerini gerekli kılmaktadır.”

    Yayının tam metnine PDF olarak ulaşmak için tıklayınız.