YUKARI

Yazarlarımız

Yazar: Atila Uras | Eklenme Tarihi: 21 Ocak 2009

Büyük Mavi Yüzgeçli

  • Bizde orkinos olarak da bilinen mavi yüzgeçli ton balığı (Thunnus thynnus), ton balığı türlerinin en irisi ve özellikle pazarın en büyük aktörü olan Japonya’da tüketimi en çok tercih edilenidir. Portekizce’de ‘albacora’, İspanyolca’da ‘atun’, Arapça’da ‘tuna’, Çince’de ‘ca chan’, Tahiti’de ‘auhopu’ ve en önemlisi de Japonca’da ‘kuromagura’ olarak bilinir.


    Farklı dillerde hep bir adı olması onun geniş bir yayılımı olduğunu kanıtlar. Atlas Okyanusu ve Pasifik’in subtropik ve ılık sularında yaşar ve Kuzey Atlantik’te Kanada’nın Labrador sahillerinden kuzey Brezilya’ya, Norveç’ten Kanarya Adaları’na ve Akdeniz’e, Pasifik’te ise Japonya’dan Filipinler’e, Alaska’dan Baja Meksika’ya kadar geniş bir yayılım gösterir.

    Bu ton balığı türü pelajiktir, yani açık denizlerde yaşar ve mevsimsel olarak kıyıya yanaşır. Kuzey Atlantik’te yaşayan nüfusu iki yerde yumurtlar: Meksika Körfezi ve Akdeniz. Atlantik Okyanusu’nu 60 günden az sürede aşabilen ton balığı Cebelitarık’tan geçer ve yumurtalarını bırakmak üzere Akdeniz’e girer. Yumurtalarını bırakma evresi şimdiye kadar hiç gözlenememiştir.

    Mavi yüzgeçli ton balığı 70 km/saat süratle yüzebilir. Hızlandığında yan yüzgeçlerinin vücudunun üzerinde yer alan yuvalara girmesi ve gözlerinin vücudu ile aynı yüzeyde olup dışa çıkmaması onu hız için yaratılmış, doğanın mükemmel bir tasarımı olarak karşımıza çıkarır. Çok farklı sıcaklıklara uyum gösterebilen bu ton balığı 9,000 metre derinliklere kadar inebilir. Metalik koyu mavi üstü ve gümüşi beyaz alt vücudu ile denizin en güzel balıklarından biri olan tonun ömrü ortalama 15 yıldır. Bugüne kadar yakalanmış en ağır ton balığı 684 kg, en uzunu ise 4,5 metredir.

    Akdeniz’in bazı yerlerinde, her yıl yaklaşık aynı aylarda aynı noktalardan geçen mavi yüzgeçli ton balığını özel kafeslerle yakalama, “ölüm çemberi”nde toplama ve ağlarla yukarı çekerek kancalarla teknelere alma olarak özetlenebilecek, yüzyıllardır yapılmakta olan törensel ‘mattanza’ (eski İspanyolca’da öldürmek anlamında) Akdeniz kültürünün en özel balıkçılık ritüellerinden biridir.

  • Mavi yüzgeçli ton, özellikle ileri balıkçılık tekniklerinin kullanıldığı Kuzey Atlantik dahil olmak üzere birçok yerde aşırı avcılık tehdidi altındadır. Uzun mesafelerde göç etmesi ve daha çok uluslararası sularda avlanması, türün korunması ve tüketilmesinde uluslararası anlaşmaları gerekli kılar. 1966 yılında kurulan Atlantik Ton Balığı’nın Korunması için Uluslararası Komisyon’un – ICCAT (The International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas) amacı bu türün korunmasını ve sürdürülebilir olarak avlanmasını belli bir yönetim altına almaktır. En büyük ton balıkçılığı filolarına sahip olan ülkelerden ABD, Kanada, Japonya, Fransa ve İspanya da dâhil 48 ülke bu komisyonun üyesidir. Türkiye de üye ülkelerden biridir. Pazarın en önemli adresleri olan Japonya ve ABD’ye ton balığı satmak için bu komisyonun üyesi olmak zorunludur.

    Komisyonun teknik komiteleri bilimsel verilere bağlı olarak her ülkeye bir kota belirler. Ayrıca üye ülkelerden, yakalanan balık miktarı, boyutları, balıkçılık filoları, istem dışı yakalanan türler gibi bilgiler istenir ve sağlanan bilgilere bağlı olarak kotalara uyulup uyulmadığı kontrol edilir. Bu pek kolay tutulan ya da elde edilen bir veri değildir. Her ne kadar ülkeler bu kotalar dâhilinde avlandıklarını rapor etseler bile gerçekte yakalanan ton balığı miktarı, belirlenmiş kotaların ve dolayısıyla da vahşi stokları bilimsel verilerle belirlenmiş mavi yüzgeçli ton balığı türünün kaldırabileceğinin çok daha üzerinde miktardadır.



    Tüm bunların dışında, son birkaç yılda tüm Akdeniz’de ve ülkemizde mantar gibi biten ton balığı “çiftlikleri” tür üzerinde zaten var olan baskıya ek yük getirirler. Ağırlıklı olarak Japon pazarındaki talebin yönlendirdiği ton balığı çiftliklerinde yağlandırılan mavi yüzgeçli ton balıkları özellikle sushi ve sashimi için en tercih edilen ton balığıdır. Balık, kilo fiyatı mevsime ve etin balığın gövdesinin neresinden çıkartıldığı gibi özelliklere bağlı olarak 200-1000 Amerikan doları arasında bir değerle tüketicinin tabağına ulaşır. Bu yüksek fiyat; vahşi ton balıklarının açık denizlerde yakalanarak, kafesler içerisinde uzun mesafelerce çiftliklerin bulunduğu yerlere taşınmaları, kafeslerde 3-4 ay boyunca kalamar, sardalye ve benzeri deniz ürünleri ile beslenerek Japon pazarında cazibe yaratacak standartlarda yağlandırılmaları ve oldukça vahşi bir biçimde öldürülmeleri ve şoklanmaları sonucunda Japonya’ya yollanmaları prosesine bağlı olarak ortaya çıkar.

  • Çiftçilikten çok besicilik olarak adlandırılması gereken bu yöntemin son aşaması olan ‘öldürme’ aşamasında balıklar önce dalgıçların da yardımıyla ağlarla yukarıya çekilirler. Ton balığı strese girdiğinde mide bölümüne aşırı kan hücum ettiğinden ve bu bölgenin ısısının 60 dereceye kadar yükselmesinden dolayı, en değerli etinin çıkartıldığı bu kısmının kalitesi düşer. Bu nedenle en çok tercih edilen öldürme yöntemi şudur: Hayvanlar kafalarından tüfekle vurularak öldürülürler; ardından hızla güverteye çekilen ton balıklarının kafaları ve yüzgeçleri uzmanlar tarafından hızla kesilir, iç organları çıkartılır, omuriliklerinin içi temizlenir ve hızla şoklanarak depolanırlar. Ölüm ve şoklama arasındaki süre 1 saatten kısadır.

    Akdeniz ve yakın çevresinde 2001 yılında mavi yüzgeçli ton balığı çiftliklerine sahip ülkeler sadece Hırvatistan, Malta, İspanya ve İtalya iken, sadece 5 yıl içinde bu ülkelere Türkiye, Kıbrıs, Libya, Tunus, Yunanistan, Fas ve Portekiz eklenmiştir. 1997 yılında “sıfır” olan çiftlik potansiyel kapasitesi Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre, 2007 yılında 56,800 tona ulaşmıştır. Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse yasal hiçbir kontrolün uygulanmadığı bu “besicilik” sistemi zaten öncesinde de aşırı baskı altında olan türün varlığını tehdit etmeye devam etmektedir.


    Zafer Kızılkaya/Images&Stories

  • Her ne kadar besicilik ile üretilen ton balığı eti, bilim dünyası ve sivil toplum örgütlerinin baskılarıyla birkaç yıl önce ICCAT ile belirlenen kotalara dâhil edilmiş olsa da, rakamlar kotaların pratikte pek fazla bir anlam ifade etmediğini gösteriyor. ICCAT kotalarında Türkiye’ye ayrılmış olan yıllık mavi yüzgeçli ton balığı avlama limiti (avcılık ve besicilik toplamı) 2009 yılı için 856 ton iken Türkiye kıyılarında yer alan ton balığı besi çiftliklerinin kapasitesi 9000 tondur. Bu limitler belirlenirken hedefin mavi yüzgeçli ton balığını kurtarmak olduğunun ICCAT dokümanlarında belirtilmesi de olayı trajikomik bir hale getiriyor.

    Bütün bu baskılar sonucunda azalan ton balığı miktarı, yakalanan balıkların küçülmesine ve henüz üreme yaşına gelmeden yağlandırılarak öldürülmelerine, böylece vahşi stokların yenilenememesine sebep olur. Ayrıca çiftlikler bulundukları yerlerde organik kirliliğe sebep olarak yem için kullanılan sardalye ve benzeri balıklar üzerinde de baskı yaratırlar.

    Tüm bunlara ek olarak, bugün aşırı arzdan dolayı Japon pazarı doyduğundan tonun fiyatı düşmektedir. Belki de kısa bir süre sonra karlılığını yitirecek bir yöntem olan ton besiciliği, yüzyıllarca insanoğlunun en önemli protein kaynağı olmuş, denizlerin büyükbaş hayvanı olarak adlandırılan ve denizlerdeki beslenme zincirinin en üstlerinde yer alan bu çok önemli balık türünün stoklarının yenilenemeyecek düzeyde zarar görmesine sebep olacak.


    Zafer Kızılkaya/Images&Stories

  • Mavi yüzgeçli tonun korunması için en büyük çabayı gösteren Greenpeace’den geçen haftalarda gelen güzel bir haber sivil toplum kuruluşlarının uluslararası mevcut bütün araçları kullanmak için gösterdikleri çabaların çok güzel bir örneği. Bütün baskılara rağmen dünyamızın doğası ve kaynaklarını korumak için var olan uluslararası anlaşmalardan birisi olan CITES (Tehlike Altındaki Türlerin Uluslararası Ticareti Konvansiyonu) belki de mavi yüzgeçli tonun kurtulması için önemli bir araç olacak. Greenpeace’in basın açıklaması şöyle müjdeli bir haber veriyordu: “ICCAT Bilimsel Komitesi, Atlantik mavi yüzgeçli orkinoslarının uluslararası ticaretinin yasaklanması için gerekli kriterlere uyduğuna karar verdi. 21-23 Ekim tarihlerinde İspanya’da bir araya gelen bilim adamları bu türün şu andaki stok durumunun, Tehlike Altındaki Türlerin Uluslararası Ticareti Konvansiyonu’nun (CITES) Ek 1 Listesi’ne* girmesi için gerekli kriterlere uyup uymadığını tartıştı. ICCAT’e katılan bilim adamlarına göre bu türün şu anki biyokütlesi, avlanmaya başlamadan önceki durumuna göre yüzde 15 azalmış durumda. Bu sonuç, Atlantik mavi yüzgeçli orkinoslarının CITES Ek 1 Listesi’ne girmek için yeterli kritere sahip olduğunu gösteriyor. Ayrıca yapılan analizlere göre, bu stokların 2019 yılına dek CITES yasaklanmış türler listesinden çıkabilmesi için gerekli kriterlere ulaşması ancak ticari avcılığın dondurulması ile mümkün olacak.”

    Kesin olan bir şey varsa, ton balığı avcılığı ve besiciliği çok ciddi ulusal ve uluslararası yönetmelikler ile etkin bir yönetim altına alınmazsa birkaç yıl içinde, şu bizim Mare Nostrum’un en güzel hayvanlarından biri olan mavi yüzgeçli ton balığı, stoklarını yenileme gücünü kaybedecek ve tamamen yok olacak. Bu şahane yaratığı korumak için çabalayan sivil toplum kuruluşlarından desteğinizi eksik etmemenizi ve bir Japon lokantasına gittiğinizde sushi ya da sashimi ısmarlarken iki kere düşünmenizi dilerim.


    * Tehlike Altındaki Türlerin Uluslararası Ticareti Konvansiyonu (CITES) Ek 1 Listesi; tehlike altındaki türlerden uluslararası ticaretinin tamamen yasaklanması gerekenlerin yer aldığı listedir.

    Atila Uras, BM Ortak Programı Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi Projesi Yöneticisidir