YUKARI

Haberler

Eklenme Tarihi: 18 Haziran 2020

Koronavirüs sürdürülebilirliği tehdit ediyor

  • TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı – ESCARUS tarafından hazırlanan ‘Bir Eko-Sosyal Kriz Olarak COVID-19 Salgını ve Sürdürülebilirlik’ raporu; normalleşme döneminde atılacak agresif adımların iklim değişikliği üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratarak salgından korunma sürecinde yaşanan pozitif ivmeyi tersine çevirebileceğini ortaya koyuyor.

    TSKB Sürdürülebilirlik Danışmanlığı – ESCARUS, dört aya yakın süredir dünyayı etkisi altına alan COVID-19 (koronavirüs) salgınının çok yönlü etkisini değerlendirdiği detaylı bir rapor hazırladı. ‘Bir Eko-Sosyal Kriz Olarak COVID-19 Salgını ve Sürdürülebilirlik’ başlıklı rapor, ekonomi, teknoloji, eğitim, politika, yönetim ve çevre gibi alanlarda yaşanan dönüşümü ve beklentileri ele alırken, yeni dönem stratejilerini belirleme yönünde bir ‘fener ışığı’ olmayı amaçlıyor. Rapor; salgının küresel ölçekte ve ülkeler bazında yarattığı toplumsal ve ekonomik değişikliklere değinirken, yönetişim dinamiklerine ve tematik sürdürülebilirlik beklentilerine etkisini de konu alıyor.

    En büyük risk: Öngörülemezlik

    Raporda; dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınının yayılma hızını çeşitli ekonomik kayıplar vererek yavaşlatan hükümetler açısından en büyük riskin öngörülemezlik olduğuna dikkat çekiliyor. Salgınla ilgili pek çok faktörün hâlâ tam olarak aydınlanmamış olduğuna vurgu yapılan raporda, iş modellerinden eğitim sistemine, tekno-kültürel çerçeveden tüketim örüntülerine kadar pek çok alanın yeni bir rotaya evrileceği öngörüsüne yer veriliyor. Ayrıca dört ay gibi kısa bir sürede yaşanan radikal dönüşüm süreci de anlatılıyor. Raporda, salgın boyunca pratiği yapılan yeni iş modellerinin, azaltılan seyahatlerin, denenen teknolojilerin yanı sıra toplum genelinde sergilenen dayanışmacı tutumların, doğayla ilgili duyarlılıkların ve sorumlu davranışların salgın sonrasında da olumlu izdüşümleri olacağının altı çiziliyor.

    Salgın sonrası dünya nasıl değişecek?

    Tarih boyunca karşılaşılan her toplumsal krizin neden olduğu gibi COVID-19 krizinin de insanlığın tutum ve davranışlarını yeniden şekillendireceğinin belirtildiği raporda, farklı alanlarda beklenen değişimlerden bazıları şöyle ifade ediliyor:

    ·      Pek çok ülke küresel değer zincirindeki kırılmalardan hareketle bazı endüstrilerde ulusal tedarik zinciri yaratma arayışında olacak. Özellikle kritik önemdeki çeşitli bileşenlerin yerli tedarik yoluyla karşılanması yönünde bir arayış baş gösterecek.

    ·      Gelişen şartlara hızla uyum sağlamak için teknolojinin önemi giderek artacak. Endüstri 4.0, karanlık fabrikalar ve nesnelerin interneti gibi kavramlar daha çok tartışılacak. Hız kazanan ar-ge (araştırma-geliştirme) ve inovasyon çalışmaları, sağlık hizmetlerinden üretime, ofis otomasyon sistemlerinden akıllı şehir tasarımlarına kadar pek çok alana dokunacak.

    ·      İş modelleri değişecek, finansal risklerin yanı sıra çevresel ve sosyal risklerin de gözetileceği iş modelleri ön plana çıkacak. Uzaktan çalışma, esnek çalışma, iş amaçlı seyahatlerin azaltılması ve sürdürülebilirlik hassasiyetlerinin yükselmesi gibi, salgın sürecinde öne çıkan tutumlar kalıcı hale gelecek.

    ·      Salgınla popüler olan uzaktan eğitim modeli artarak ve yaygınlaşarak uygulanmaya devam edecek. Güçlü internet bağlantısı ve yeterli donanımı olmayan öğrencilerin yaşadığı sorunlar, küresel gelir adaleti tartışmalarının baş köşesinde yer alacak.

    ·      Markaların salgın döneminde izledikleri politikalar, tüketicilerin salgından sonraki satın alma davranışlarını yakından etkileyecek.

    ·      Yönetişim dinamiklerinde değişimler gözlenecek. Küresel dayanışma, salgının hız kesmesini ve hasar tespitini takiben öne çıkacak. Ulus-devletlerin ekonomide daha belirgin bir rol oynadığı ve önceliklendirmede yönlendirici bir rol oynadığı görülecek. Küreselleşme, çoklu bir niteliğe doğru ve bölgesel dinamikleri de dikkate alan yeni bir forma evrilecek.

    ·      Dünyada demokrasiden uzaklaşma yönünde güçlü bir eğilim gözlenmeyecek, bu yönde endişeye neden olan uygulamaların geçici olduğu anlaşılacak. Salgın sonrası AB (Avrupa Birliği), entegrasyon ve ortak tedbirler konusunda ciddi bir yeniden yapılanmaya yönelecek. Çin ve ABD arasındaki kutuplaşmanın sürmesi de sürpriz sayılmayacak.

    En fazla öne çıkan finansman aracı tahvil oldu

    Dünyada hemen her ülkede COVID-19 kaynaklı ekonomik sıkıntılar yaşanması bekleniyor. Türkiye ekonomisi için yapılan ilk analizlere göre; salgın dönemindeki olumsuz gelişmeler nedeniyle Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’da (GSYH) duraklama ve toplam istihdamda daralma olacağı öngörülüyor. Hükümetlerden gelen ilk finansman destek paketlerine yer verilen raporda, Almanya, Fransa, İtalya, İran ve Hindistan dahil pek çok hükümetin tedbirleri dile getiriliyor. Bununla birlikte, kamu tedbir ve paketlerinin, yaklaşmakta olan küresel krizden çıkmak için tek başına yeterli olmayacağı da ifade ediliyor. Uluslararası finansman kaynaklarının ve farklı finansman araçlarının da bu doğrultuda devreye alınması gerektiği belirtilen raporda, içinden geçmekte olduğumuz dönemde salgınla mücadele kapsamında en fazla öne çıkan finansman aracının tahvil olduğu vurgulanıyor. Uluslararası finans kuruluşlarının salgın döneminde ihraç ettiği tahviller ise şu şekilde sıralanıyor:

    ·      Afrika Kalkınma Bankası, 3 milyar dolar tutarında sosyal tahvil,

    ·      Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası, 2 milyar dolar tutarında sürdürülebilir tahvil,

    ·      İskandinav Yatırım Bankası, 1 milyar euro tutarında sürdürülebilir tahvil,

    ·      Avrupa Yatırım Bankası, 3 milyar euro tutarında sürdürülebilir tahvil,

    ·      Avrupa Konseyi Kalkınma Bankası, 1 milyar euro tutarında sosyal tahvil,

    ·      Dünya Bankası, 8 milyar dolar tutarında sürdürülebilir tahvil,

    ·      Cassa Depositi e Prestiti, 1 milyar euro tutarında sosyal tahvil.

    Tüm dünyada 1.6 milyar çalışan işsiz kalma riskiyle karşı karşıya

    Raporda yer verilen ve Mart ayının başlarında yapılmış olan bir ankete göre; 1500 katılımcının yüzde 56’sı kendilerini koronavirüsün yaratacağı etkilere karşı ‘kısmen hazır’ hissettiğini söylüyor. Katılımcıların sadece yüzde 12’si ‘çok hazır’ olduğu cevabını verirken, yüzde 11’i ise ‘nispeten veya çok hazırlıksız’ olduğunu itiraf ediyor. Salgının, şirketler için domino etkisi yaratarak birçok risk tipini tetiklediği düşünüldüğünde, şirket içindeki tüm fonksiyonların birlikte katkı sağladığı bir risk haritalandırması yapmanın ve risklerin birbirinden bağımsız olmadığını unutmadan hareket etmenin önemi anlaşılıyor. Ayrıca gelişmiş risk yönetimi uygulayan şirketlerin, kazandıkları doğrudan faydalara ek olarak; finansmana erişimde kolaylık, marka itibarlarının artması ve çalışan bağlılığı gibi dolaylı faydalar da edineceği belirtiliyor.

    ESCARUS, salgınlara hazırlık ve salgınla mücadele stratejisi geliştirmek için dört temel adım öneriyor:

    ·      Salgınla mücadele ve koordinasyon ekibi kurulması,

    ·      Risk analizi ve paydaş etkileşim planı hazırlanması,

    ·      Farkındalık yaratma ve bilinçlendirme çalışmaları düzenlenmesi,

    ·      Salgınla mücadele planının oluşturulması ve uygulamaya konulması.

    Raporda, salgının işgücü piyasalarına etkisinin de altı çiziliyor. Verilerin; 1.6 milyar çalışanın işsiz kalma riskiyle karşı karşıya olduğuna ve 2020 yılı ikinci çeyreğinde çalışma sürelerinde yaşanacak değişimin ABD’de yüzde 12.4; Avrupa ve Orta Asya’da ise yüzde 11.8 olabileceğine işaret ettiği belirtiliyor.

    Fırsat eşitsizliğinin etkisi artıyor

    Raporda fırsat eşitsizliğinin etkisini, COVID-19 krizi sırasında daha şiddetli bir şekilde gösterdiğinin altı çiziliyor. ABD verilerine göre; maaş dağılımının en alt çeyreğinde bulunan çalışanların yüzde 9.2’si, en üst çeyrektekilerin ise yüzde 61.5’i uzaktan çalışabiliyor. Dezavantajlı gruplardan olan göçmenler, kriz zamanlarında ekonomik ve temel hizmetlere erişim konusunda zorluklarla daha fazla karşılaşırken, kadınlar sağlık ve sosyal hizmet sektörü çalışanlarının yüzde 70’ini oluşturmaları dolayısıyla, işleri gereği salgının ön saflarında bulunuyor. Evde kalma önlemlerinin bir yansıması olarak tüm dünyada aile içi şiddet vakalarında 2020 yılı Şubat, Mart ve Nisan aylarında önceki yılların aynı dönemlerine göre artış olduğu görülüyor.

    Tek kullanımlık ürün atıkları artıyor

    Salgının çevreye olan etkisine geniş bir şekilde yer verilen raporda, salgın sürecinde tercih edilen tek kullanımlık ürünlerin, salgından önce kullanılan muadillerine göre çok daha sık ve daha fazla atık oluşturduğu belirtiliyor. Wuhan’da salgının en fazla sayıda insana ulaştığında; günde 200 tonun üzerinde tıbbi atık ortaya çıktığı belirtilirken, Türkiye’de sürecin, vakaların görülmesinin ardından Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan üç genelge kapsamında yürütüldüğü ifade ediliyor. Geri dönüşüm faaliyetlerinin ise virüsün yayılmasına neden olma endişesiyle büyük ölçüde askıya alınmış olduğu görülüyor. Durma noktasına gelen küresel ekonomi, seyahat ve ulaştırma hizmetleri nedeniyle 2020 yılında sera gazı emisyonlarının yüzde 5’in üzerinde azalacağı öngörüsüne yer verilen raporda, salgın sonrası normalleşme döneminde atılacak agresif adımların iklim değişikliği üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratarak salgından korunma sürecinde yaşanan pozitif ivmeyi tersine çevirebileceği riski dile getiriliyor.

    Raporu bu linkten okuyabilirsiniz.