YUKARI

Haberler

Eklenme Tarihi: 09 Temmuz 2020

Enerji talebi artışı, yenilenebilirdeki artışı yutuyor

  • 2020 Yenilenebilir Enerji Küresel Durum Raporu’na göre; koronavirüs salgını sonrası, tüm sektörlerde verimli ve yenilenebilir enerjiye dayalı dönüşüm derhal gerçekleşmezse dünya iklim felaketine sürüklenmeye devam edecek.

    Son beş yılda yenilenebilir enerjiden elektrik üretiminde kayda değer başarılar elde ediliyor. Ancak ısınma, soğutma ve taşımacılık sektörlerinde sınırlı gelişmeler yaşanıyor. REN21 (Yüzyıl için Yenilenebilir Enerji Politika Ağı) tarafından yayınlanan ‘2020 Yenilenebilir Enerji Küresel Durum Raporu’na göre; küresel ölçekte enerji talebi artmaya devam ediyor ve bu, yenilenebilirdeki artışı ortadan kaldırıyor. Koronavirüs salgını sonrası, tüm sektörlerde verimli ve yenilenebilir enerjiye dayalı dönüşüm derhal gerçekleşmezse iklim felaketine sürüklenmeye devam edeceğiz. REN21 Genel Müdürü Rana Adib yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki payındaki artışta her yıl arka arkaya yeni başarılar gözlemlendiğini belirterek, “Gerçekten de, yenilenebilir enerjide önemli gelişmeler yaşanıyor. Hatta bu büyüme ve rekabet gücündeki artış diğer tüm kaynaklardaki artışın önüne geçiyor. Ulusal ve küresel ölçekte faaliyet gösteren birçok kuruluş, kaydedilen gelişmelerle gurur duyuyor. Ancak yayımladığımız rapor bu konuda uyarı niteliği taşıyor. Elektrik üretiminde gelinen nokta, büyük resmin yalnızca bir bölümünü oluşturuyor. Küresel ölçekte enerji talebi artmaya devam ettikçe sektörde yaşanan bu olumlu artış ancak talepteki artışı doyuruyor. Enerji sisteminin tamamı değişmediği takdirde sadece kendimizi kandırıyoruz” dedi. Raporun ısınma, soğutma ve ulaşım sektörlerinde yaşanan zorlukların 10 yıl öncesiyle benzer olduğunu ortaya koyduğunu vurgulayan Adib, “Evlerimizin ısınmasını ve otomobillerimizi fosil yakıtlardan arındırmalıyız” diye konuştu.

     

    Koronavirüs pandemisi gerçek bir değişime sebep olmadı

    Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency, IEA), koronavirüs nedeniyle meydana gelen olağanüstü ekonomik durağanlık sebebiyle enerji sektörü kaynaklı CO2 emisyonlarının 2020 yılında yaklaşık yüzde 8 azalacağını tahmin ediyor. Ancak 2019 emisyonları şimdiye kadarki en yüksek seviyedeydi ve bu rahatlama geçici. Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için, önümüzdeki 10 yıl boyunca her yıl en az yüzde 7.6’lık düşüş yaşanması gerekiyor. Adib; “Pandemi nedeniyle alınan önlemlerin önümüzdeki 10 yıl boyunca devam ettiği durumda dahi yaşanan değişim yeterli olmayacak. Mevcut hızda, mevcut sistem ve piyasa koşullarıyla dünyanın, karbondan arındırılmış bir sisteme geçmesi sonsuza kadar sürecek” dedi. Kurtarma paketleri, düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş yapmak üzere yegâne bir şans sunuyor. Ancak Adib’e göre, bu önemli şansı yitirme riskimiz bulunuyor. Adib, “Belirtilen kurtarma paketlerinin birçoğu kirli fosil yakıt sistemine bağımlılığımızı güçlendiren birçok detay içeriyor. Bazıları doğrudan doğalgaz, kömür veya petrol kullanımını teşvik ediyor. Diğerleri, yeşil bir odak olduğunu iddia etseler dahi, dolaylı olarak bu sektörleri destekliyor. Örneğin elektrikli araçlar ve hidrojen teknolojileri yalnızca yenilenebilir enerji kaynakları tarafından destekleniyorsa yeşil olarak nitelendirilebilir” diye konuştu.

     

    Yeşil önlemlerin katkısı büyük

    Raporda, yenilenebilir enerjilere yatırım ve binalarda enerji verimliliği gibi ‘yeşil’ önlemlerin, geleneksel teşviklerden daha uygun maliyetli olduğu ve daha fazla getiri sağladığı belirtiliyor. Rapor ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının; istihdam yaratma, enerji bağımsızlığı, gelişmekte olan ülkelerde enerji erişiminin geliştirilmesi, emisyonların azaltılması ve hava kirliliği konularında da önemli katkı sağladığını gösteriyor. Buna karşın fosil yakıtların gerçek maliyeti; sebep olduğu hava kirliliği, iklim değişikliğine katkı ve trafik sıkışıklığı gibi kalemler de hesaba katıldığında tahmini olarak 5.2 trilyon doları buluyor.

     

    İşte raporun temel bulguları…

    ·      Toplam nihai enerji talebi artmaya devam ediyor (2013-2018 arasında yıllık artış yüzde 1.4). Yenilenebilir enerji üretimindeki önemli ilerlemeye rağmen, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam nihai enerji talebindeki payında yaşanan artış sınırlı gerçekleşiyor (2013 yılında yüzde 9.6 iken 2018 yılında yüzde 11). Elektrik üretimi sektörüyle karşılaştırıldığında, ısınma, soğutma ve ulaşım sektörleri geride kalıyor (Elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payı yüzde 26, ısınma ve soğutma sektörlerinde yüzde 10, ulaşım sektöründe yüzde 3).

    ·      Elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payına dair bugün yaşanan ilerleme, büyük ölçüde yıllar önce başlatılan ve elektrik üretimi sektörüne odaklanan politika ve düzenlemelerin sonucu. Isınma, soğutma ve ulaşımda görülen önemli zorluklar, geçtiğimiz 10 yıldaki engellerle benzerlik gösteriyor. Etkin piyasa koşullarının oluşması için yasal düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor.

    ·      Yenilenebilir enerji sektörü, 2018 yılında dünya çapında yaklaşık 11 milyon kişiye istihdam sağladı.

    ·      Özel sektör, 2018-2019 arasında yeni inşa edilen yenilenebilir enerji kurulu gücünde rekor büyüme sağlayarak, enerji satın alım anlaşmalarında (Power Purchase Agreement, PPA) yüzde 43 artış sağladı.

    ·      Küresel iklim grevleri, 150 ülkede milyonlarca insanı bünyesine katarak eşi görülmemiş seviyelere ulaştı ve hükümetleri iklim konusunda adım artırmaya zorladı. Nisan 2020 itibarıyla 29 ülkede, 822 milyon vatandaşı temsil eden 1490 yargı mercii, birçoğu yenilenebilir enerjiye dayalı enerji sistemleri planlayan ve hedefleyen ‘iklim acil durumu’ deklarasyonu yayımladı.

    ·      Bazı ülkeler kömürü aşamalı olarak sonlandırırken, diğerleri yeni kömürlü termik santral yatırımlarına devam ediyor. Bunun yanı sıra, Paris Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana, özel bankaların fosil yakıt projelerine aktardığı finansmanda her yıl artış yaşanıyor. Fosil yakıtlara aktarılan finansmanın son üç yıldaki toplamı 2.7 trilyon dolara ulaştı.

     

    Türkiye jeotermal güçte dünya dördüncüsü

    ·      Yıldan bağımsız küresel jeotermal kurulu güç sıralamasında Türkiye dünyada dördüncü sırada.

    ·      Türkiye aynı zamanda Çin’den sonra jeotermalin doğrudan ısınma için kullanımının da en çok büyüdüğü ikinci ülke.

    ·      Rapor, jeotermalin emisyonlara ve yer altı sularına etkisi sebebiyle Türkiye’de oluşan rahatsızlığı da dile getiriyor. Türkiye’de jeotermal faaliyetinden kWh başına 1.0 ile 1.3 kg CO2 salımı olduğunu, bunun da küresel ortalamanın neredeyse 10 katı olduğunun altını çiziyor. Son yıllarda bu emisyon salımının düştüğü ancak santraldan santrale fark gösterdiği de not düşülmüş.

    ·      Toplam küresel hidroelektrik kapasitesi içerisinde ise yüzde 3 ile Türkiye dünyada 9’uncu sırada.

    ·      Küresel ısıtma amaçlı güneş enerjisinde ise Türkiye, Çin ve ABD’den sonra 3’üncü sırada geliyor. Güneş enerjisiyle su ısıtmak için 2019’da kurulan yeni kapasitede ise Türkiye Çin’den sonra dünyada ikinci sırayı alıyor.

    ·      Türkiye’nin yıllık rüzgâr kurulumu 2018’e göre artış göstermiş ve 8.1 GW’lık kapasitesine 0.7 GW eklenmiş. Türkiye’de rüzgâr enerjisinden elektrik payı ise 2019’da yüzde 7.4.

     

    Raporun tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz.

    Kaynak: İklim Haber