3 Sağlık ve Kaliteli Yaşam

Rapor

İklim krizinin yükü ile karar gücü aynı yerde değil

İklim krizinin yükü ile karar gücü aynı yerde değil
3 5 10 13 16

İklim değişikliği herkesi etkiliyor, ancak etkileri herkes için aynı değil. Gelir düzeyi, yaşanılan bölge, geçim kaynakları, bakım sorumlulukları ve kaynaklara erişim gibi birçok etken, iklim risklerinin kimler üzerinde daha ağır sonuçlar yaratacağını belirliyor. Toplumsal cinsiyet de bu tablonun önemli parçalarından biri.

UN Women ve UN DESA tarafından yayımlanan The Gender Snapshot 2026 raporuna göre 2,9 milyar kadın ve kız çocuğu, iklim değişikliği ve doğal afetlere maruz kalma düzeyinin yüksek veya çok yüksek olduğu ülkelerde yaşıyor. Ancak iklim adaleti açısından yalnızca kimin risk altında olduğuna bakmak yeterli değil. Bir başka soru daha var: İklim politikalarının şekillendiği masalarda kimler bulunuyor? Veriler, iklim krizine maruz kalma ile iklim konusunda karar alma süreçlerine katılım arasında hâlâ önemli bir mesafe olduğunu gösteriyor.

2,9 milyar kadın ve kız çocuğu yüksek iklim riski altında

The Gender Snapshot 2026, iklim değişikliğini toplumsal cinsiyet eşitliği açısından küresel ölçekte büyüyen risklerden biri olarak ele alıyor. Rapora göre 2,9 milyar kadın ve kız çocuğu, iklim değişikliği ve doğal afetlere maruz kalma düzeyinin yüksek veya çok yüksek olduğu ülkelerde yaşıyor. Bu sayı tek başına kadınların iklim değişikliğinden neden farklı biçimlerde etkilenebildiğini açıklamıyor. Bunun için iklim riskinin mevcut ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerle nasıl kesiştiğine bakmak gerekiyor.

Suya erişimden gıda güvenliğine, geçim kaynaklarından bakım emeğine kadar birçok alan iklim değişikliğinden etkileniyor. Kaynaklara, finansmana, araziye ve karar mekanizmalarına erişimde var olan eşitsizlikler ise iklim şokları karşısındaki dayanıklılığı doğrudan etkileyebiliyor. Dolayısıyla iklim adaleti yalnızca emisyonların kim tarafından üretildiği ve sonuçlarından hangi ülkelerin daha fazla etkilendiği sorusundan oluşmuyor. Aynı toplum içinde risklerin ve uyum kapasitesinin nasıl dağıldığı da bu tartışmanın bir parçası.

İklim masalarında temsil artıyor ama eşitlik sağlanmış değil

İklim politikalarının şekillendiği en önemli uluslararası platformlardan biri Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları. Kadınların bu süreçlerdeki temsili zaman içinde arttı. The Gender Snapshot 2026 verilerine göre 2008'de düzenlenen COP14'te delegelerin yüzde 31'i kadındı. 2025'te Belém'de düzenlenen COP30'da bu oran yüzde 40'a ulaştı, dolayısıyla on yedi yılda dokuz puanlık bir artış söz konusu. Ancak temsilin artması, karar süreçlerinde eşitliğin sağlandığı anlamına gelmiyor.

UNFCCC'nin 2026 değerlendirmesi de bu noktaya daha yakından bakıyor. Kurumun iklim sürecindeki 17 yapılandırılmış organından yalnızca 7'si toplumsal cinsiyet dengesi hedefine ulaşmış durumda. Bu organlarda kadınların ortalama temsili 2025'te yüzde 40 iken 2026'da yüzde 44'e yükseldi. İlerleme var, fakat eşit temsil henüz sistemin tamamına yayılmış değil. Dahası, sayısal temsil tek başına karar gücünü ölçmüyor. Bir delegasyonda bulunmak ile müzakerenin yönünü belirleyen pozisyonlarda bulunmak aynı şey değil.

İklim adaleti neden temsil meselesi?

Buradaki mesele yalnızca toplantı salonlarındaki kadın ve erkek sayısını eşitlemek değil. İklim politikaları günlük yaşamın çok farklı alanlarını değiştiriyor. Hangi bölgenin kuraklığa karşı destekleneceği, afet sonrasında kaynakların nasıl dağıtılacağı, iklim finansmanının hangi projelere aktarılacağı, tarımın nasıl dönüştürüleceği veya temiz enerji yatırımlarının kimlere yeni ekonomik fırsatlar yaratacağı bu kararların arasında. Dolayısıyla karar masasında kimlerin bulunduğu, hangi deneyimlerin ve ihtiyaçların politika tasarımına girebildiğini de etkiliyor.

UN Women'ın 2026'da iklim politikalarını değerlendirmek amacıyla geliştirdiği Gender Equality and Climate Policy Scorecard da bu nedenle yalnızca katılıma bakmıyor. Ekonomik güvenlik, ücretsiz bakım emeği, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, sağlık, katılım ve liderlik gibi altı farklı boyutu birlikte değerlendiriyor. Bu yaklaşım önemli bir ayrımı ortaya koyuyor: Toplumsal cinsiyete duyarlı iklim politikası, yalnızca bir politika belgesinde kadınlardan söz edilmesi anlamına gelmiyor. Politikanın farklı gruplar üzerindeki sonuçlarının daha tasarım aşamasında değerlendirilmesini gerektiriyor.

İklim finansmanı da adaletin bir parçası

Aynı soru iklim finansmanı için de geçerli. Dünya, iklim değişikliğine uyum sağlamak ve düşük karbonlu ekonomiye geçmek için giderek daha fazla yatırım yapmak zorunda. Ancak finansmanın miktarı kadar kimlere ulaştığı da önemli. Bir kuraklık programının küçük üreticilere erişip erişmediği, temiz enerji yatırımlarının yeni istihdam olanaklarını kimler için yarattığı veya afetlere dayanıklılık yatırımlarının en kırılgan toplulukların ihtiyaçlarını ne ölçüde karşıladığı, iklim finansmanının toplumsal sonuçlarını belirliyor.

Bu nedenle toplumsal cinsiyet perspektifi, iklim finansmanına sonradan eklenecek sosyal bir başlık değil. Yatırımın kim için dayanıklılık oluşturduğunu anlamanın araçlarından biri. UN Women'ın iklim politikalarına yönelik güncel yaklaşımı da finansman, ekonomik güvenlik ve karar alma mekanizmalarını birbirinden bağımsız değerlendirmiyor.

COP30 sonrasında yeni bir çerçeve var

Bu konu artık uluslararası iklim müzakerelerinde de daha görünür bir yere sahip. COP30'da ülkeler, 2026-2034 dönemini kapsayan Belém Gender Action Plan'ı kabul etti. Plan, toplumsal cinsiyet eşitliğinin iklim politikalarına daha sistematik biçimde dahil edilmesini hedefliyor. Yeni çerçeve katılımın yanı sıra veri, finansman, teknoloji ve uygulama alanlarına da odaklanıyor.

Bu değişim önemli. Çünkü iklim politikalarında toplumsal cinsiyet meselesini yalnızca 'kaç kadın toplantıya katıldı?' sorusundan çıkararak 'alınan kararlar farklı grupları nasıl etkiliyor?' sorusuna yaklaştırıyor. COP31'e giderken artık ölçülebilecek bir başka alan da bu olacak: Temsil artışının politika tasarımına, finansmana ve uygulamaya ne ölçüde yansıdığı.

İklim adaletinin iki tarafı var

The Gender Snapshot 2026 verilerinin ortaya koyduğu tablo, iklim adaletine iki taraftan bakmayı gerektiriyor. Birincisi risk: Milyarlarca kadın ve kız çocuğu iklim ve afet risklerinin yüksek olduğu ülkelerde yaşıyor. İkincisi kadar gücü: Kadınların küresel iklim süreçlerindeki temsili artıyor, ancak eşitlik henüz sağlanmış değil. Bu iki alan arasındaki mesafe kapatılmadan iklim adaletini yalnızca sıcaklık, emisyon veya finansman miktarı üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor.

Çünkü adil bir iklim dönüşümünün temel sorularından biri yalnızca 'iklim krizinden kim daha fazla etkileniyor?' değil. Çözümler tasarlanırken kimin deneyimi, bilgisi ve öncelikleri kararların parçası oluyor? Önümüzdeki yıllarda iklim politikalarının başarısını değerlendirirken bu sorunun da emisyon azaltımı ve finansman kadar görünür hale gelmesi gerekecek.

Kaynak: https://www.unwomen.org/en/news-stories/press-release/2026/07/at-least-one-million-women-and-girls-lose-access-to-critical-support