Tunç Fındık'la dağlardan konuştuk
Dağcılıkla ilk nasıl tanıştınız? Sizi milli dağcı olmaya iten belirli bir sebep var mı?
Dağcılıkla ilk kez üniversite yıllarımda tanıştım. Ancak küçüklüğümden beri doğada olmayı, kamp ve yürüyüşü çok severdim. Üniversite yıllarımda ve ardından, 1997 senesine dek Türkiye Dağcılık Federasyonu bünyesinde çalıştım ve “Yüksek İrtifa Dağcılık Takımı”nın üyesi olarak, Türkiye’yi yurtdışındaki yüksek dağlarda temsil etmiştim. Daha sonradan bu takımda olmasam da, 8000 metrelik tırmanışlarımda bu devam etti; artık Türkiye’de en çok 8000’lik dağa çıkan ilk Türk olarak ülkemizi temsil ediyordum.
Dağcılık denince insanın aklına hep “doğayla mücadele” kavramı geliyor. Bu konuda sizin düşünceniz nedir? Sizce doğayla mücadele mi ediyorsunuz, yoksa bu, insani sınırlarınızı zorlamakla ilgili bir şey mi?
Dağcılık doğayla mücadele değildir, insanın doğaya uyum sağlamayı öğrenerek kendi zihniyle mücadele vermesidir, insanın kendi sınırlarını zorlu bir ortamda sınamasıdır… Dağcılık, özellikle ekstrem uçlarda yapılan zor tırmanışlar ve yüksek dağ çıkışları, oldukça büyük risk içerirler; tırmanıcının gerçek riski ve kendi sınırlarını doğru değerlendirmesi gerekir. Risk ve tehlike, dolayısıyla sürpriz ve bilinmeyen, dağcılığın ayrılmaz unsurlarıdır. Bunlar olmasaydı dağcılık tenis, futbol, basketbol veya golf gibi sıradan sporlardan biri olurdu. Bu niteliklerinden dolayı dağcılık ve tırmanış insanın her şeyiyle müdahil olmasını gerektirir; zihin, beden ve düşünce olarak… Sonuçta yaşamınızı doğrudan ilgilendiren kararlar alırken akıllıca ve gerçekçi davranmanız, riski doğru değerlendirmeniz, kendinizi ve dağı çok iyi tanımanız lazımdır. Kısaca, dağcılık sadece kaba kuvvetle yapılacak bir spor değildir, hesap kitap ve zihinsel derinlik de gerektiren elit bir spordur.
Dağcılıkla ilk kez üniversite yıllarımda tanıştım. Ancak küçüklüğümden beri doğada olmayı, kamp ve yürüyüşü çok severdim. Üniversite yıllarımda ve ardından, 1997 senesine dek Türkiye Dağcılık Federasyonu bünyesinde çalıştım ve “Yüksek İrtifa Dağcılık Takımı”nın üyesi olarak, Türkiye’yi yurtdışındaki yüksek dağlarda temsil etmiştim. Daha sonradan bu takımda olmasam da, 8000 metrelik tırmanışlarımda bu devam etti; artık Türkiye’de en çok 8000’lik dağa çıkan ilk Türk olarak ülkemizi temsil ediyordum.
Dağcılık denince insanın aklına hep “doğayla mücadele” kavramı geliyor. Bu konuda sizin düşünceniz nedir? Sizce doğayla mücadele mi ediyorsunuz, yoksa bu, insani sınırlarınızı zorlamakla ilgili bir şey mi?
Dağcılık doğayla mücadele değildir, insanın doğaya uyum sağlamayı öğrenerek kendi zihniyle mücadele vermesidir, insanın kendi sınırlarını zorlu bir ortamda sınamasıdır… Dağcılık, özellikle ekstrem uçlarda yapılan zor tırmanışlar ve yüksek dağ çıkışları, oldukça büyük risk içerirler; tırmanıcının gerçek riski ve kendi sınırlarını doğru değerlendirmesi gerekir. Risk ve tehlike, dolayısıyla sürpriz ve bilinmeyen, dağcılığın ayrılmaz unsurlarıdır. Bunlar olmasaydı dağcılık tenis, futbol, basketbol veya golf gibi sıradan sporlardan biri olurdu. Bu niteliklerinden dolayı dağcılık ve tırmanış insanın her şeyiyle müdahil olmasını gerektirir; zihin, beden ve düşünce olarak… Sonuçta yaşamınızı doğrudan ilgilendiren kararlar alırken akıllıca ve gerçekçi davranmanız, riski doğru değerlendirmeniz, kendinizi ve dağı çok iyi tanımanız lazımdır. Kısaca, dağcılık sadece kaba kuvvetle yapılacak bir spor değildir, hesap kitap ve zihinsel derinlik de gerektiren elit bir spordur.
Kaynak: Röportajlar